selinyetimoglu.com

ACC Profesyonel Kariyer Koçu & Kurucu Mutluluk Danışmanı@FunOfis

Uygulamamız Gereken Dört Davranış Kalıbı

Yorum bırakın

Toltekler, Meksika’da geçmiş dönemlerde yaşayan, gelecekten haber verdiğine inanılan sanat ve bilim adamlarından oluşan bir topluluk. Daha sora İnka ve Aztek gibi medeniyetlere dönüşüyor. Toltek de aslında “sanatçı” demek. Hayatı güzel yaşayanlar ve yaşatanlar…

 

Çok etkilendiğim bir kitap okudum yakın zamanda. İsmi Dört Anlaşma. İsmini duymuş, hatta belki okumuş olabilirsiniz. Kitabın yazarı Don Miguel Ruiz’in ailesi de Tolteklerden. Kendisi yetiştiği ailede Toltek bilgeliğini öğreniyor, 1986’ya kadar cerrahlık yaptıktan sonra mesleğini bırakıp bu bilgileri dünyaya yayabilmek için kitaplar yazıyor.

 

Dört Anlaşma kitabı sevecen öğütler içeriyor. Yazarın üslubunu sıcak ve şefkatli buldum.

Bahsettiği dört anlaşmayı hayat mottosu yapıp uygulayabilirsek huzura ve mutluluğa kavuşacağımızı anlatıyor.

Ne demek bu anlaşma?

Bizler yaşam boyunca hayatla, insanlarla, yakınlarımızla sessiz anlaşmalar imzalarız. Herhangi bir fikri işitip ona inandığımızda bir anlaşma yaparız. Ve bu anlaşma inanç sistemimizin bir parçası olur. Tolteklerin uyguladığı dört anlaşma, hayatı daha doyumlu yaşamaya, üzüntü ve kederden uzaklaşmaya, en önemlisi de anı yaşamaya yönelik.

 

Eğer yaşamımızı yöneten anlaşmalarımızın farkında olursak ve yaşam rüyamızdan hoşnut değilsek, anlaşmaları değiştirmemiz gerekir.

Enerjimizi çalan korku temelli anlaşmaları değiştirmeye hazır olduğumuz noktada bize yardımcı olacak dört anlaşma vardır.

Bu dört anlaşma, benim deyişimle dört davranış kalıbı şöyle:

1. Kullandığın sözcükleri özenle seç

2. Hiçbir şeyi kişisel algılama

3. Varsayımda bulunma

4. Daima yapabildiğinin en iyisini yap.

Bu 4 maddeyi biraz açalım.

İlk anlaşma “söz” üzerine. Kullandığımız sözleri ne kadar dikkatli seçebilirsek karşımızdaki insanı, dostumuzu ya da herhangi birini o kadar olumlu etkileyebiliriz.
Etrafımızdakilere nasıl tepki verirsek öyle izlenim bırakmış oluruz. İyi ya da kötü, kaba ya da kibar… Tepki nasıl olursa olsun bu kişiliğimizi ortaya koyar ve bunun karşılığında saygı veya vasıfsızlıkla karşılaşırız. “İnsan, sözleri düşünmeden sarf ettiği sürece karşısında bıraktığı enkazı asla fark etmeyecektir.”

 

Bu anlaşma bana Mahatma Gandhi’nin şu sözünü hatırlatıyor:

“İnançlarınız düşüncelerinize,
Düşünceleriniz sözlerinize,
Sözleriniz hareketlerinize,
Hareketleriniz alışkanlıklarınıza,
Alışkanlıklarınız değerlerinize,
Değerleriniz kaderinize dönüşür.”

İkinci anlaşmada yazar bize “Hiçbir şeyi kişisel algılama” diyor, bencilliği bırakmamızı söylüyor. Her zaman haklı olmak zorunda değiliz. İnsanız, haksız olabilir, yanlışa düşebiliriz. Önemli olan bu durumdan kendimizi korumak. Eleştiriler, kişiliğimizi geliştirmemizi sağlar. Tam da yazarın söylediği gibi amaç; kabul görmek, onaylanmak değildir. İnsan kendini bilip, tanıdığı sürece bu tür rahatsızlıklara maruz kalmaz.

Kendi yaralarımızı tedavi edebildiğimiz sürece onları başkasının acıtması mümkün değildir.
“Ve sen; Her şeyi, herkesi sev. Çünkü o zaman istediğin mutluluğa erişebilirsin.
Hiçbir şeyi kişisel algılama! Kendine güven, doğruyu söyle. Böylelikle içindeki kötü duygulardan kurtulabilir ve mutluluğu yakalayabilirsin.”

Üçüncü anlaşma ise “Varsayımda Bulunma” der.

“Sonsuzluğun ötesi içinizdedir”. Evet bu sonsuzluk, mutluluktur. Mutlu olmak istiyorsak yargılanmaya, reddedilmeye karşı çıkmamamız gerekir. Etrafımızdaki her şeyi olduğu gibi kabul etmeliyiz.. Olaylara kişisel duygu ve düşüncelerimizi yüklemek bizi onarılmaz yanlışlara sürükleyebilir. varsayımlar yanlıştır. Değişmeliyiz. Farklı algılama tohumlarını çöpe atmalıyız. Bu tohumlar toprağa bir kez düşecek olursa verim alınamayacak bir üretimle karşı karşıya kalmış oluruz.

Her şeyle ilgili varsayımda bulunma gibi bir eğilimiz var ve işin kötü tarafı bu varsayımlara inanmamız. Ruiz’in verdiği bir örnekten bahsedeyim sizlere. Evliyiz ve evde eşimizin bir sözü bizi sinirlendirdi, kırdı. Çünkü varsayıyoruz ki eşimiz, o cümleyi bize kurduğu zaman kırılacağımızı biliyordu. Buna rağmen eşimiz o cümleyi kurdu. Şimdi gönlümüzü almasını bekliyoruz ve varsayıyoruz ki eşimiz bile bile o cümleyi kurdu ve şimdi gönlümüzü alması gerektiğini bildiği halde kılını kıpırdatmıyor. Halbuki eşimiz ne o cümleden kırılacağımızı ne de kırıldığımızı ne de şu an ondan bir hareket beklediğimizi biliyor. Kendi kendimize varsayımlarda bulunduk ve kendi cehennemimizi kendimiz yarattık. Bu noktada varsayımda bulunmak yerine soru sormayı öğrenirsek, soru sormanın güvenine inanırsak yaşamımız dönüşmeye başlayacaktır.

Dördüncü anlaşma: “En İyisini Yap” der.
Elimizde olanın en iyisi, gücümüzün yettiği en iyiyi yapmak gerekiyor. En iyiyi keyif almak için yapmamız bizim açımızdan daha doğru bir karar olur. Ödül ya da tebrik almak başkasının zevki gereği yapılmış bir yaptırımdır. Bunun bize faydası ise hiç olmayacaktır.
Keşkelere kapılmadan, pişmanlık duygusu oluşmadan, hatalarımızdan ders almak amacıyla en iyisini yapmak gerekir.

 

Dört Anlaşmayı yapabilmek için çok güçlü iradeye sahip olmanız gerekiyor. Ama yaşamınızı bu anlaşmalar doğrultusunda yaşamaya başlayabilirseniz, yaşamınızdaki dönüşüm şaşkınlık verici boyutlarda olacaktır.

 

2 günde okudum ama o kadar çok yerin altını çizdim ki tüm altını çizdiğim yerleri bir deftere yazacak olsam mini bir kitap daha çıkar. Özünü derinlemesine işlemek için bitirdikten sonra uzun uzun düşündüm.

 

Bu arada, ben bu kitabı okudum bitirdim üzerine düşündüm taşındım, sonra tesadüfen karşıma bir film çıkıverdi. İsmi 8 saniye. Ömer Faruk Sorak’ın filmi ve Esra İnal isimli bir kadının gerçek hikayesini anlatıyor. Filmde de kendisini oynuyor Esra. Kitabı okumadan önce ya da okuduktan sonra bir ara fırsatını bulun ve mutlaka filmi de izleyin. Çünküüü… Esra çocukluğundan itibaren çok fazla, yoğun ve gerçekçi rüyalar görüyor. Rüyalarının nasıl gerçekten de olduğunu, duyularının ne kadar fazlaca açık olduğunu görüyoruz. Tüm rüyalarının bir ortak noktası var. Rüyalarda bir adam görüyor daha çocukluğundan itibaren ama kim olduğunu bilmiyor. Sonra bir gün bir kitap geçiyor eline ve kitabın arkasındaki fotoğrafta o adamı görüyor. O adam Don Miguel Ruiz. Kitap da Dört Anlaşma. Ve sonrasında onu bulmak için Meksika’ya gidiyor Esra. Don Miguel’in öğrencisi oluyor. Uzun zaman orada yaşıyor ve şimdi de o öğretileri, merhameti şefkati aktarmak üzere eğitimler veriyormuş.

 

Özetle bu kitap ölmeden mutlaka okunması gerekenlerden biri. Hatta ne kadar erken okursanız hayatınızı o kadar hızlı güzelleştirecek bir kitap.

5. Anlaşma’yı da okumak için sabırsızlanıyorum.

 

 

 

Not: Hala okumaya devam ettiğiniz için teşekkürler. 🙂 Okuduğum kitapları ve en yeni videolarımı güncel olarak paylaştığım Instagram sayfama da beklerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s