
Yurt dışına taşınma kararı genellikle ekonomik veya profesyonel motivasyonlarla başlar. Ancak uçaktan indiğinizde sizi bekleyen şey sadece yeni bir ofis değil, psikolojik açıdan 4 evreli bir süreçtir.
1. Evre: Balayı ve Gerçeklik Çarpışması
İlk birkaç ay her şey “harika” görünür. Yeni kahve dükkanları, düzenli sokaklar, farklı bir dil… Buna “Balayı Evresi” diyoruz.
Uçaktan indiğiniz andan itibaren başlayan, her şeyin büyüleyici geldiği o ilk birkaç hafta veya aydır. Yeni bir dil, farklı mimari ve düzenli sokaklar size dopamin salgılatır. Bu evrede farklılıklar birer “macera” olarak algılanır.
2. Evre: Kültür Şoku / Kriz Evresi
Bir süre sonra “Akültürasyon Stresi” devreye girer. Sosyolojik olarak, alışık olduğunuz sosyal sermayenizi (network’ünüzü, statünüzü, bakkalınızla olan o ayaküstü sohbeti) geride bırakmışsınızdır. Yeni bir toplumun normlarını öğrenmeye çalışırken zihinsel bir yorgunluk başlar. Fatura ödeme sisteminin bile nasıl karmaşık olabileceğini gördükçe daha önce hiç aklınıza gelmeyen yorgunluklar üstüste gelebilir. İşlerin ciddiye bindiği yer burasıdır. Bürokratik engeller, dil bariyeri yüzünden yapılamayan şakalar veya markette aradığınız o Ezine peynirinin lezzetini bulamamak… Sosyolojik olarak “sosyal destek ağınızın” yokluğunu en derinden hissettiğiniz, psikolojik olarak ise “Anomi” duygusunun baş gösterdiği dönemdir. “Benim burada ne işim var?” sorusu bu evrenin sloganıdır.
3. Evre: Alışma ve Toparlanma Evresi
Zihin artık yeni sisteme uyum sağlamaya başlar. Kaos yerini rutine bırakır. Yerel halkın alışkanlıklarını anlamaya, hatta onlara ayak uydurmaya başlarsınız. Psikolojik direnciniz artar ve o ilk başlardaki yoğun kaygı yerini “yönetilebilir bir çabaya” bırakır.
4. Evre: Uyum
Bu evre, o “arada kalmışlık” hissinin yerini “Çift Kültürlülük” kavramına bıraktığı yerdir. Artık ne sadece geldiğiniz yerin özlemiyle yanarsınız ne de gittiğiniz yerin kurallarına karşı savaşırsınız. Bu aşamada birey, kendi kültürel kimliğini korurken yeni toplumun normlarına da başarıyla adapte olur. Sosyolog Berry’nin “Akulturasyon Modeli”nde buna “Bütünleşme” denir. Yani iki kültürün en iyi yanlarını birleştirip kendinize has, melez bir kimlik oluşturursunuz. Zihniniz artık “burada işler neden böyle?” diye yorulmaz; sistemin dilini çözmüşsünüzdür. Bu evre, göçün en yüksek verimlilik ve iç huzur aşamasıdır. Açıkçası ben artık kendimi bu evrede görebiliyorum ve buralara gelmenin benim için oldukça sancılı bir 4 yıl aldığının farkındayım.
Bu 4 evreli süreci (Balayı, Kriz, Alışma, Uyum) bilmek, yaşadığınız zorlukların kişisel bir başarısızlık değil, evrensel bir psikolojik süreç olduğunu anlamanızı sağlar.
Peki, zihinsel ön hazırlık için neler yapmalı?
Gitmek mi yoksa kalmak mı kararı nasıl alınır?
Kariyer koçluğunda en çok üzerinde durduğum nokta Kişisel Değerler hiyerarşisi. Her konuda bizi kendimiz açısından doğruya götürür. Karar vermeden önce kendinize şu soruyu sorun: “En tepedeki değerim ne?”
- Örneğin, eğer “Aile” ve “Aidiyet” değerleriniz en üstteyse, yurt dışında geçirdiğiniz her pazar kahvaltısında, her bayramda veya her hastalık haberinde yaşayacağınız “Gurbet Hüznü” aldığınız yüksek maaştan daha ağır gelebilir. İngiltere’deki ilk bayramın sabahında ailemizle görüntülü görüşürken kendimden hiç beklemediğim bir ağlaklık gelmiş ve kendimi toplayıp “iyi bayramlar” demekten bile aciz bir hal yaşamıştım.
- Eğer “Özerklik” ve “Başarı” değerleriniz güçlüyse, yeni bir sistemde sıfırdan bir kimlik inşa etmek size adrenalin ve motivasyon verecektir.
Kendi değerlerinizle çelişen bir göç, altın kafeste yaşamaya benzer. Mutlu olmak zordur.
“Yabancılık” Hissini de Konuşalım
Sosyolojide “Marjinal İnsan” kavramı vardır; ne tam gittiği yere aittir, ne de tam geldiği yere. Bu “arafta kalmışlık” hissi, göç psikolojisinin en zorlu duraklarından biridir. Kendi ülkenizde “başarılı bir müdür” iken, orada “ülkenin dilini tam konuşamayan bir yabancı” konumuna düşmek, egonuz için ciddi bir sınavdır. Bu sınavı gerçekten istiyor musunuz?
Ne için neyi feda edeceksiniz?
Yaklaşık 5 yıla ulaşan kendi göçmenlik deneyimimde tanıdığım neredeyse herkes kendi ülkesinden farklı standartlarda yaşıyor. Örneğin, Hindistan gibi ülkelerin köylerinden gelen arkadaşlarım önceki yaşamlarına kıyasla İngiltere’de çok daha yüksek standartlarda yaşarlarken, Türkiye gibi nispeten gelişmiş ülkelerin büyükşehirlerinden gelen arkadaşlarım bir miktar irtifa kaybı yaşıyorlar. Bunu hayat standartları açısından söylüyorum. Kendimden örnek verecek olursam İstanbul’da yeni bir binada 3+1 bir evde yaşıyorken, Londra’ya taşınınca 50 yıllık bir binada 1+1 ev tutmak ve 3 yıl orada yaşamak zorunda kaldık. Bu bir serzeniş değil, dürüstçe bir hatırlatma. Şikayetçi değilim çünkü bunun böyle olacağını en başından biliyor ve yine de istiyordum.
Hayaliniz için nelerden vazgeçmeyi göze alırsınız? Sınırlarınızı nerede çiziyorsunuz? Neler sizin için kırmızı çizgi, neler olmasa da olur?
Özetle Göç Yolculuğu İçin 3 Pratik Öneri:
Duygusal Dayanıklılık Çalışın
Yolun inişli çıkışlı olacağını baştan kabul edin. “Her şey mükemmel olacak” beklentisi, hayal kırıklığının en büyük tetikleyicisidir.
Sosyal Destek Ağınızı Planlayın
Gitmeden önce orada veya çevrimiçi ortamda tutunabileceğiniz dallar belirleyin. Özellikle bir partner veya aile değil de tek başınıza gidiyorsanız… Yalnızlık, göçmenliğin en büyük “sessiz” düşmanıdır.
Kayıp ve Kazanç Listesi Yapın
Sadece “neler kazanacağınızı” değil, “nelerden vazgeçeceğinizi” de dürüstçe listeleyin.
Bir yere ait olmak için sadece bedenen orada bulunmak yetmez; ruhunuzun da o toprağa kök salması gerekir. Kökleriniz ise değerlerinizden beslenir. Bu nedenle ben olsam kişisel değerlerimi belirleyerek başlardım. Hangi yolu seçerseniz seçin, umarım yolunuz açık olur…