Değerlendirme merkezi ve mülakat araştırmaları, adayların çoğunun fark etmediği 4 gerçeği ortaya koyuyor. Özellikle kariyer yolculuğunuzda şirket içinde terfi etmeyi beklerken bu görünmez hatalar sizin de başınızı ağrıtmasın diye hemen detaylara geçiyorum.
İngiltere’de ya da Avrupa’da bir pozisyona başvurdunuz, birkaç gün sonra tuhaf bir link geldi, kamera karşısında tek başınıza sorulara cevap verdiğiniz, karşınızda kimsenin olmadığı bir mülakat. Danışanlarımın son 1-2 yıldır bana en çok anlattığı deneyim bu. Kendinizi hazırlıksız hissettiyseniz yalnız değilsiniz, çünkü başvurunuzu ilk değerlendiren artık çoğu zaman bir yazılım oluyor.
Bunu abartı sanmayın. SHRM’nin verilerine göre işe alım süreçlerinde yapay zeka kullanan şirket oranı 2024’te yüzde 26’ydı, bugün yüzde 51’e ulaştı. Yani İngiltere ve Avrupa’da başvurduğunuz her iki ilandan birinde karşınıza en az bir yapay zeka uygulaması çıkıyor. İyi haber şu,
Instagram’da kişi başı ortalama günlük süre 33 dakika civarında.
Türkiye’nin ortalama süresi listenin en tepesinde. Türkiye’de kullanıcılar ayda ortalama 21 saatini Instagram’da geçiriyor. Bu rakam Amerika’nın (7,7 saat) neredeyse üç katı.
Ekran sürenizi hiç inceliyor musunuz? Ben sık sık kendimi kontrol etmek için ekran süremi inceliyorum. Eğer beğenmediğim bir tablo ortaya çıkarsa kendime çekidüzen
Google, küçük ekiplerdeki yönetici sayısını üçte birden fazla azalttı. Son 3 yılda global çapta yönetici pozisyonları %6’nın üzerinde geriledi.
AI rutin ve operasyonel işleri devraldıkça şirketler organizasyon şemasını sadeleştiriyor. Artık “yükselmek” otomatik olarak “ekip yönetmek” anlamına gelmiyor. Bugün öne çıkan profesyonelin tanımı değişti. Şirketler artık en çok insan yöneteni değil; belirsizlikte karar verebilen, AI ile çalışabilen ve insan tarafını güçlü tutan kişiyi arıyor.
Dünya değişirken çoğu profesyonel tepki veriyor ama pusulasız. Panikle CV güncelliyor, rastgele kurs satın alıyor, LinkedIn’de herkesin yaptığını yapıyor. Değişimin ortasında en çok işine yarayan şey hızlı davranmak olmuyor. Yönünü bilmek oluyor. Yönü bulmanın en eski, en sade, en güçlü aracı ise yıllardır masamızın üzerinde duruyor: SWOT.
SWOT sadece toplantı odalarının aracı değil
SWOT’u çoğumuz strateji sunumlarından, kurumsal planlama toplantılarından hatırlıyoruz. Şirketler için, markalar için. Oysa en güçlü kullanımı en kişisel olanı: Onu kendine tuttuğun bir aynaya çevirdiğin an.
Kendi kariyerine SWOT uyguladığında yaptığın şey basit ama dönüştürücü. Kendini, içinde bulunduğun dönemin gerçekleriyle yan yana koyup net bir fotoğraf çekiyorsun.
“Sessiz İstifa” akımı eskidi bile, yerini de “Sessiz Burnout” akımı aldı.
Sessiz istifa, bilinçli bir sınır koyma hareketiydi, “fazlasını vermiyorum” diyen bir duruştu.
Sessiz burnout ise tam tersi. Sessiz, görünmez, fark edilmeden büyüyen bir tükenmişlik. Kimse istifa etmiyor, bazen şikayet bile etmiyor ama enerji, motivasyon ve performans gözle görülür şekilde eriyor.
Kurumsalda Yerinde Saymaktan Yorulanlar Burada mı?
Kurumsal hayatta 10 yılı, belki 15 yılı devirdiniz. İşinizi teknik olarak çok iyi biliyorsunuz; ekibiniz size güveniyor, işler size emanet ediliyor. Ama içten içe tanıdık bir his var: yerinde sayıyormuş gibi hissetmek.
Yıllardır aynı özveriyle çalışıyorsunuz, fakat “iyi çalışmak” tek başına artık hak ettiğiniz saygıyı, görünürlüğü ya da terfiyi getirmiyor. İşi çıkaran ama görünmez kalan kahraman siz oluyorsunuz. Bir yanda sınır çizememekten gelen o bitkinlik, diğer yanda kendinize yatırım yapmak için aldığınız ama hep yarım kalan kitaplar, hedefler…
Bu satırlar size tanıdık geldiyse, en başta şunu bilmenizi istiyorum: yalnız değilsiniz. Ve kurumsal hayatta maskeler takıp kendinizden ödün vermek zorunda da değilsiniz.
Birkaç ay önce, 10+ yıldır çalıştığı finans şirketinde üst düzey yönetici iken, yönetim değişikliği sonucunda işsiz kalan bir danışanım ile çalışmaya başladık.
Hepimizin çok iyi bildiği bir markanın çatısı altında yıllardır çok emek vermiş, gösterdiği yüksek performans dolayısıyla harika sayısal sonuçlar üretmiş bir profesyoneldi.
Bana ulaştığında 3 aylık ihbar süresinin ilk yarısı bitmişti bile. Haberi aldığı andan sonra yeni bir işi hızlıca bulabileceğini düşünmüş, ancak işler pek de planladığı gibi gitmemişti.
Karşımda 50 yaşlarında, hakikaten işinin ustası bir beyefendi vardı.
Ancak ne yapacağını hiç bilmediği bir durumun içindeydi. Daha önce hiç işsiz kalmamıştı ve psikolojisini olumsuz etkileyen kişisel finansal krizi kapının eşiğindeydi. Eğitim için birkaç ay sonra yurtdışına gitme planı yapan bir kızı vardı. Ailece belli standartlarda yaşamaya alışmışlardı… Kısaca, zor ve belirsiz bir durum.
Kurumsal koridorlarda yankılanan topuk sesleri, biri biter bitmez diğer başlayan toplantılar ve o 7×24 gelen e-posta bildirimleri… Bazı sabahlar yataktan kalkmak, sadece işe gitmek değil, adeta bir cepheye gitmek gibi geliyorsa; muhtemelen “toksik” bir yöneticinin çekim alanındasınız demektir.
Eski bir beyaz yakalı ve şu an pek çok danışanından benzer hikâyeler dinleyen profesyonel bir kariyer koçu olarak sizi çok iyi anlıyorum. O masalarda ben de oturdum. Mobbingin ince sızısını, başarının sahiplenilmesini ve hataların üzerinize kalışını bizzat deneyimledim. Ancak unutmayın; yöneticinizi seçemeseniz de bu sürecin ruh sağlığınızı ne kadar yıpratacağına dair kontrol bir dereceye kadar sizin elinizde.
Gelin, bu zorlu süreci akıl sağlığınızı koruyarak nasıl atlatabileceğinize birlikte bakalım.
Şu an bu satırları yazarken yan odada uyuyan 1 yaşındaki oğlumu bebek monitöründen izliyorum. Aklımın bir köşesinde Berkin için yapılacaklar listeleri, diğer bir köşesinde ise profesyonel hayatımın ajandası… Taze bir anne olarak, daha önce anladığımı zannettiğim anneliği esas şimdi anladığımı fark ediyorum, utançla. Bir jonglör gibi elimizde birkaç topu aynı anda çevirmeye çalışıp duruyoruz. Üzerine bir de annelikle birlikte uzun bir kariyer molası vermişseniz, işler iyice karışıyor. Geri dönmek gittikçe zor görünmeye başlıyor. Eğer siz de “Acaba çok mu uzak kaldım?” ya da “CV’mdeki o boşluk kariyerimin sonu mu?” diye düşünüyorsanız, gelin önce bir derin nefes alalım.
Sektörel veriler ve koçluk seanslarım bana çok net bir şey söylüyor: Kadınlar durmuyor. Bir kariyer koçu olarak danışanlarımın %75’i kadınlardan oluşuyor. Bu sadece benim gözlemim değil; International Coaching Federation (ICF) 2023-2025 verilerine göre dünya genelinde koçluk alanların %58’inden fazlası kadınlar. Kadınlar, toplumsal rollerin omuzlarına yüklediği o devasa yüke rağmen kendilerini geliştirmek ve “ben de buradayım” demek için erkeklerden çok daha fazla yatırım yapıyor.
Kariyer basamaklarını tırmanırken çoğumuz aynı yanılgıya düşüyoruz: “Ne kadar çok şeye ‘evet’ dersem, o kadar vazgeçilmez olurum.” Oysa eski bir İK’cı ve mevcutta kariyer koçu olarak size acı bir gerçeği söyleyeyim: Her şeye “evet” diyen kişi, genellikle stratejik bir oyuncu değil, “her işe koşan” kişi olarak konumlanır.
Sınır çizmek, kaba bir reddediş değil. Tam tersine kendi zamanınıza ve uzmanlığınıza duyduğunuz saygının en net ifadesi. Gelin, kariyerinizi aslında “hayır”larınızın nasıl inşa ettiğini detaylandıralım.
Hepimiz zaman zaman o tanıdık duyguyla uyanıyoruz. Sabah alarm çaldığında “of ya yine mi iş” düşüncesi… Giyinip yola çıktıktan sonra bile ayakların geri geri gitmesi… Gün içinde sık sık gelen “buradan kurtulmam lazım” sıkışmışlığı…
Bazen bilgisayarın kapağını açmak veya bekleyen o onlarca e-postaya cevap vermek bir dağa tırmanmak kadar zor geliyor. Eski bir İK’cı olarak söyleyebilirim ki, bu durum sadece yorgunluk değil, bazen ruhumuzun “bir dur ve bak” deme şeklidir.
Kariyer koçluğu seanslarımda en sık duyduğum cümlelerden biri şu:
Yurt dışına taşınma kararı genellikle ekonomik veya profesyonel motivasyonlarla başlar. Ancak uçaktan indiğinizde sizi bekleyen şey sadece yeni bir ofis değil, psikolojik açıdan 4 evreli bir süreçtir.
1. Evre: Balayı ve Gerçeklik Çarpışması
İlk birkaç ay her şey “harika” görünür. Yeni kahve dükkanları, düzenli sokaklar, farklı bir dil… Buna “Balayı Evresi” diyoruz.
Uçaktan indiğiniz andan itibaren başlayan, her şeyin büyüleyici geldiği o ilk birkaç hafta veya aydır. Yeni bir dil, farklı mimari ve düzenli sokaklar size dopamin salgılatır. Bu evrede farklılıklar birer “macera” olarak algılanır.