selinyetimoglu.com

ACC Profesyonel Kariyer Koçu & Kurucu Mutluluk Danışmanı@FunOfis


4 Yorum

Mutlu Olun! Gülümseyin! Çekiyorum…

Reklamcı değilim, sıradan tüketiciyim. Bu sıradanlığımla yorumlayacağım bir reklam mevzuu var. Geçtiğimiz yıllarda reklamlarda mutluluk savaşlarına tanık olmuştuk. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Eti’nin bin yıldır bildiğimiz klasik reklam cingılı “Bisküvi denince akla, hemen onun adı gelir… Eti, Eti, Eti…” birkaç yıl önce “Mutluluk denince akla, hemen onun adı gelir…” olarak yeniden söylendi. Bu atakla Eti, en büyük rakibi Ülker’den rol çalıyordu. Zira Ülker, mutluluk olgusunu kullanıp reklamlarında sahiplenmeye hatırladığım kadarıyla daha önce başlamıştı. 2016 yazında sokaklardaki bilboardların çoğunda Ülker’in mutluluk temalı reklamlarını görüyordum. Coca Cola zaten bir süredir “mutluluğa kapak aç”ıyordu. Nestle’nin “iyi beslen mutlu yaşa” sloganı ve bu yazı için görsel ararken rastladığım Teka Ankastre bannerları… Hepsi ve daha fazlası var; ortak noktaları hepsinin mutluluk vadediyor olması.

Okumaya devam et


2 Yorum

Müzakerecileştirebildiklerimizden misiniz?

İş hayatında her gün bambaşka müzakereler içinde buluyoruz kendimizi. Eğer satış gibi bir işimiz varsa ismi konmuş müzakerelere planlı bir şekilde girişiyoruz. Çoğu zamansa plansız ve isimsiz gelişiyor süreç. Orta yolu bulmak mı lazım yoksa dediğim dedik tutumu elden bırakmamak mı? Yumuşak yüzlü mü olmalı, “poker-face” mi? Ne zaman uzlaşmalı, taviz vermeye nerede başlamalı, ne olursa tartışmanın vakti gelmiştir, ne olursa kapıyı çarpıp çıkmalısınız…

Müzakerelerde kazanan tarafların yaklaşık %60’ı “Müzakere Sanatı”nı iyi bildikleri için kazanıyorlar.

Genelde 2 gün süren Müzakere Becerileri gibi eğitimler almak, iyi müzakereci tecrübeli profesyonellerin yanında pişmek, 8 hafta süren online Harvard Business School derslerinden almak Okumaya devam et


3 Yorum

Topluluk Önünde Konuşmaktan Çekinenler Topluluğu

Sunum yapmanız gerektiğinde, sınıfta, seminerde veya toplantıda söz sırası size geldiğinde, üstelik bir de katılımcı sayısı 7-8 kişinin üzerindeyse bedeninizde bir soğuma, aynı anda bir de terleme, avuç içlerinde nemlenme, sesinizde titreme, cümlelerde toparlayamama mı oluyor? Üzülmeyin yalnız değilsiniz!!

Kariyer Koçluğu yaptığım danışanlarımın getirdiği gündemlerinde ilk 10 içinde olan bir mevzu bu; topluluk önünde konuşma kaygısı…

Bazen unvanıyla, ismiyle, mesleğiyle, yaşıyla başıyla hiç beklemeyeceğiniz kişilerden bile Okumaya devam et


1 Yorum

Geri Bildirim Kişiye Özel Bir Hediyedir!

İki tür insan vardır: Geri bildirim alanlar ve almayanlar.

 

Konuyu bu kadar basite indirgeyerek bırakmak da pekala mümkün. Yine de bence bu konuda içimdekileri döksem en az 600 kelime çıkar. Haydi bakalım başlayalım.

 

Eleştirilmekten çoğu kişi hoşlanmaz. Geri bildirim, vermenin olduğu kadar almanın da zor olduğu bir “hediye”dir. Çoğu zaman hediye gibi görülmez ancak özellikle yapıcı geri bildirim, Okumaya devam et


Yorum bırakın

Kendini Okutan Özgeçmiş Nasıl Hazırlanır?

Bu blogta 6 yıldır 500’den fazla yazı paylaştım. İlk zamanlarda yoğun olarak CV yazımı, mülakat konularına yoğunlaşıyordum. Bu alanda yeterince yazı yazdığımı düşünüyordum fakat “özgeçmişimde neler olmalı”, “özgeçmiş yazarken nelere dikkat etmeli” gibi soruları almaya devam ediyorum. O nedenle yıllar sonra bir kez daha bu konuya eğilerek naçizane önerilerimi paylaşacağım. Okumaya devam et


1 Yorum

Toksik Kurum Kültürü Nasıl Düzeltilir?

Çoğumuz toksik kültürlü iş yerlerinde bulunmuşuzdur. İnsanların fikirlerini paylaşmaya çekindiği, her sorunun hiyerarşi ve kurallarla çözülmeye çalışıldığı, iletişimin sadece yukarıdan aşağı olacak şekilde tek yönlü olduğu iş yerlerinin toksik olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Okumaya devam et


3 Yorum

Nasıl Daha Fazla Kitap Okuyabiliriz?

Yılda kaç kitap okuyor olursam olayım, satın aldığım kitap sayısı kesinlikle 2 katı kadardır. Arada bir kendimi frenlemek için “elimdekileri okuyana kadar yeni kitap almayacağım” desem de en fazla 2 ay sürüyor bu fren etkisi. Sonra kesin çok güzel bir kitap görüyorum ve “1 kitaptan bir şey olmaz” klişesine sırtımı dayayarak satın alıyorum. Bu yetmezmiş gibi bazı dostlarım sohbet arasında mutlaka kitap önerilerinde bulunarak aklıma kurt düşürüyorlar, sonra ben o kitapları almadıkça gece uyuyamıyorum. Aaa bir de işin Twitter-Instagram boyutu var. Yeni kitaplar çıktıkça veya takip ettiğim kişiler okuduklarını paylaştıkça arada mutlaka ilgimi çekenler oluyor, unutmadan onları da almak istiyorum. “Aklımda duracağına midemde dursun” misali “Aklımda duracağına kitaplıkta dursun” şeklinde bir kitap alma bağımlılığına dönüşüyor. Ah bir de aldıklarımı okuyabilsem… Eskiden ne güzel sık sık bir kitabı bir günde bitirdiğim olurdu. En son üniversitedeyken yapabilmiştim sanırım. Çocukken okuma alışkanlığı kazanmakla da hiç ilgisi yok. Ben çocukken özellikle tatil dönemlerinde, annemin iş yerinin kütüphanesi benim için cennetti. Her hafta 2-3 kitap alıp gelirdi annem benim için hepsini de zevkle okurdum. Ne olduysa iş hayatına başladıktan sonra oldu. Kitap satın almak maddi olarak kolaylaştıkça, kitaba ayırabileceğim vakit de o doğrultuda daraldı belki de.

Okumaya devam et