selinyetimoglu.com

ACC Profesyonel Kariyer Koçu & Kurucu Mutluluk Danışmanı@FunOfis

Microsoft’u Nasıl Elimin Tersiyle İttim?(“Aman Allah’ım N’aptım Ben!”)

Yorum bırakın

Sene 2011.

Ben hala öğrenci.

Ama neredeyse mezun, zira son finaller, bir yandan iş başvuruları, gelecek kaygıları sarmış dört bir yanımı.

(Yılmaz Özdil stayla, 2 kelime yazıp paragraf atlıyorum. Çok orijinalim!)

Manpower Danışmanlık Firması aradı “bilişim sektöründe faaliyet göstermekte olan müşterimiz…” peki görüşelim. Yarısı Türkçe yarısı İngilizce bir mülakat… İyi geçmişti bana göre, karşı taraf da öyle düşünmüş olacak ki görüşme bitmeden meçhul müşterinin ismi zikredildi: Microsoft! “Oh yeah!” Kadınız ya neticede akla ilk gelen: “Microsoft için olduğunu bilseydim saçımı başımı daha özenli hazırlardım, niye önceden söylemediniz!!”

Birkaç gün sonra ben başka bir finale çalışıyorken yine arandım: “Microsoft HR ile görüşeceksin, saçına fön çek ya da düzgün topla, güzelce makyaj yap, ceket giy, şirketi araştır, 10 dk önce git mutlaka, şunu söyle bunu söyleme vs.”

Bir danışmanlık firmasının müşterisine gönderdiği adayları süsleme çabasını takdir mi etsem bilmiyorum da “siz daha önce Microsoft diyeydiniz ben zaten gelinbaşı yaptırır gelirdim ki” diyemedim ya…

Neyse elbette henüz öğrenci konumunda olan bir çömez olarak Microsoft ismini duymak bile yeterince heyecan vericiyken staj için bile olsa mülakata gidiyor olmanın yarattığı gerginlikle hayatımın en tuhaf günlerinden biriydi.

 

Sabah hazırlığı; saçımı topladım tamam, ceket giydim tamam; hayatımda bir ilk. Yıllar önce annemin aldığı ceketi giymek ilk bugüne kısmetmiş demek ki. Bildiğin Barbie pembesi, “hiç giymesem daha mı iyi”… “Ama önce okula gitmem gerekiyor”, “Microsoft da Levent’te nasılsa, 20 dk’da giderim.” Okulda çorap kaçtı! Eyvah! Erken çıkıp Akmerkez’e gideyim de çorap alayım! Arabayı Akmerkez’e park etmem, bi de park parası mı vercem, arka sokağa bırakırım! Her yerde de çekiyorlarmış arkadaş mecbur otopark. Çorap aldım ama ay çok geç kaldım arabayı bırakıp taksiyle gitmek en iyisi! Levent’in nerede olduğunu bana soran taksi şoförüne ayrıca takdir ve teşekkürler. “Ben burda indireyim, trafik var ileride, siz şu sokağa girin karşınıza çıkacak o bina”. Çıkmadı o bina karşıma marşıma! 20 dakika da orada yürü inşaat arasında saç baş hiçbir şey kalmadı ucu ucuna yetişsem bari… Sonunda buldum güzel binasını, “aa ben burayı hep görüyordum da rezidans sanıyordum”, oo Fatih Altaylı Beyler de buradalarmış. Birazdan alıncam mülakata ama burada herkes converse giyiyor holley alın beni de işe!

 

Efenim, mülakat rahat bir oturma grubunun bulunduğu, fonda binlerce ödül ve kupanın yer aldığı “bekleme odası”nda yapılıyor. Tamamen İngilizce oluyor, başka bir deyişle tamamen İngilizce saçmalıyorum, soğuk terler desen o da bende, o pembe ceket ekstra stres yaratmış zaten, “Yok yok ben bu ceketi giymeyecektim, beyaz bi’ gömlek yeterdi” diyen bir içses…

Neyse ki mülakatı yapan İK’cılar birbirinden tatlı, samimi, canayakın. Yine de yetmiyor gerginliğimi almaya, titrek sesim durulmuyor ve mülakat bitiyor. Onlar anlattıkça daha çok istiyorum o işi, ben daha çok istedikçe sesim daha çok çatallanıyor. Bir de powerpoint sunumu istiyorlar. İstersem MS hakkında hazırlayabilirmişim, ya da daha önce hazırladığım bir sunum da olabilirmiş, sadece neler yapabildiğimi görmek istiyorlarmış.

Ben sunumu gönderiyorum sonra ama o kadar eminim ki mülakatın felaket geçtiğinden… Bir de zaten mülakattaki son sorulardan biriydi “Sence nasıl geçti bu mülakat?” Eyvah! İşte o soru!

Çömeziz ama biliyoruz o kadarını, bu soru sadece kötü geçen mülakatlarda sorulur, “adayın durumun vehametinin farkında olup olmadığını görmek için”…

Tabii hemen görüşmeden sonra gidip kendime 2 tane düzgün “iş görüşmesi ceketi” aldım, “Barbie pembesi olmayan”…

Cevap bile beklemiyorum, o kadar eminim görüşmenin olumsuz geçtiğinden, o arada Divan Otel’den iş teklifi de aldım.

Zaten Microsoft olumlu olsaydı bile uzun dönemli stajdı, iş ile kıyaslanamazdı, sonunda “para kazanıyor” olacaktım. Olay kazandığım para değil elbette, zaten ailemle yaşıyorum da asıl olay artık kendi parasını kazanıyor konumuna gelebilmiş olmaktı. Bu yüzden sürecin olumlu gittiğini söylemek için arandığımda “Cık, ben başka teklifi kabul ettim” demek zor olmamıştı. Oysa her şey çok başka olabilirmiş. Neyse n’apalım her seçiş bir vazgeçiştir, asla bilemeyeceğiz o yolu seçseydim şu an nasıl olurdu işler…

Benim MS maceram böyle bitti işte daha başlamadan… Ancak siz değerli okuyucular, belki bir gün yolunuz düşer o Bellevue Residence’a, istedim ki özet bir Microsoft yazısı olsun bu sayfada. Giriş kısmı planladığım gibi olmadı, içimdeki susmak bilmeyen “cır cır cır” ses yazdı da yazdı paragraflarca… Ancak merak etmeyiniz hemen şimdi geliyor faydalı kısım.

 

Öncelikle MS de çalışanlarını daha öğrenciyken alıp yoğurup şekillendirerek yetiştirme yolunu izleyen şirketlerden biri. Bu yüzden eğer öğrenci veya yeni mezunsanız şansınız daha yüksek gibi duruyor.

Cavidan Özdemir’in  ODTÜ’deki Yıldız Çalışanlar Oturumu’nda yaptığı konuşmasına göre, ppt sunumu istenen tek aday ben değilim, bunu çoğunlukla yapıyorlarmış adayın vizyonunu ve organize olabilme becerisini görmek için.

Ayrıca Microsoft’un bir de Talent Explorer programı varmış, öğrenciler başvurabiliyormuş sadece, zira staj programı. 3 aylık bu stajın sonunda adaya part-time iş teklifinde bulunulması ihtimali var, part-time’dan sonra da tam zamanlı bir çalışan olabiliyormuşuz Microsoft’ta.

Bunun yanısıra benim en çok ilgimi çekense çalışanlar için yapılan gelişim programları. MS global bir şirket ancak yerel ihtiyaçlar doğrultusunda da programlar üretiliyor. Örneğin Liderlik programı da beğenilen ve yedekleme planındaki çalışanların katıldığı, iyi ekip yaratıp yönetmenin öğretildiği program. Program süreci boyunca hem koçluk ve mentorluk alıyorlar, hem de kendileri de koçluk ve mentorluk yapıyorlar, 1 yıl boyunca.

MS Türkiye’de 350 çalışan var ve 11 bin iş ortağı ile birlikte hareket ediyorlar. Ayrıca dünya genelinde de Türkiye’nin yeri ayrı zira başarılarıyla sürekli en iyiler arasında yer alıyor, örneğin geçen sene merkez tarafından “Yılın Ülkesi” ödülüne layık görülmüş. Benim mülakat sürecinden hatırladığım kadarıyla zaten EMEA bölgesinin, yani Orta Doğu ve Afrika’nın da merkezi olarak çalışıyorlardı.

Kurumsal blogta Belgin Ertam tarafından kaleme alınan yazıya göre de adaylar hakkında yoğun bir referans tarama süreci oluşturuyorlarmış. Özellikle adayın eski yöneticileri başta olmak üzere en az 3-4 kişiyle görüşüyorlarmış. Bununla da yetinmeyip adayın Linkedin, Facebook gibi sosyal medya hesaplarını inceleyerek mülakat öncesinde de adayı tanımaya yönelik çalışmalar yürütüyorlarmış.

Benim bu araştırmaları yaparken etkilendiğim noktaysa kurumsal blogundaki yazılara gelen yorumlara yazarlar tarafından tek tek üşenmeden yazılan cevaplar oldu. Neticede Genel Müdür Yardımcısı olan bir ismin üniversite öğrencileri tarafından yöneltilen sorulara vakit ayırıp ilgilenmesi, pek sık karşılaştığımız bir durum değil.

Peki ben kesin bilgiye ulaşamadım da, Microsoft binasında çalışanlar için masaj odası olduğu doğru mu? 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s