1 saat kahkaha atmak, mutluluk hormonlarından olan endorfinin 24 saat boyunca yüksek oranda salgılanmasını destekleyerek gün boyu iyi hissetmemizi sağlar. Gülmek, stres seviyesini azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Bedendeki oksijeni artırarak beynin daha aktif çalışmasını sağlar. Bu da kişinin daha odaklı, yaratıcı ve üretken olmasıyla sonuçlanır. Başkalarıyla birlikte gülmek sosyal ilişkilerimizi iyileştirir. Kişileri kaynaştırır ve birbirlerine olan ön yargılarını kaldırarak daha empatik bir iletişim kurmalarını sağlar. Aynı zamanda sorunlarla daha kolay baş edilmesini sağlar.
Author Archives: selinyetimoglu
Gülme İşini Neden Ciddiye Almalısınız?
“Ben komik bir şaka duymayı sevmem” veya “ben beni güldüren insanlardan hoşlanmam” der misiniz?
Zannetmiyorum. 🙂
Belki “kızlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar” klişesindeki “kızlar”ın bir erkekte aradıkları tek özellik bu değildir. Veya sinemaya her gidişimizde illa komedi filmi izleyeceğiz diye bir kaide yoktur. Ancak gülmekten hepimiz keyif alırız.
Daha güçlü bir iletişim
University College London’dan Alan Gray 2015’te bir araştırma yayınladı. Araştırmada Oxford Üniversitesi’nde birbirini önceden tanımayan 112 öğrenci gruplara ayrıldı. Katılımcılara 10 dakikalık farklı videolar izletildi. Okumaya devam et
Ülkece Daha Çok Gülebilmeyi Nasıl Başarırız?
- En son ne zaman karnınızı tuta tuta kahkaha attınız?
- Hayatınızda gülmekten sandalyeden düşmenize sebep olabilecek kişiler kimler?
- Her gün içten gülmekten yanaklarınızın ağrıyacağı bir yaşam için şu anda yapmadığınız neler yapabilirsiniz?
Bazen sanki insanlar eskisi kadar neşeli değillermiş, olamıyorlarmış gibi geliyor. Sanki bundan 15-20 sene önce daha fazla kahkaha, daha fazla neşeli zaman, daha basit mutluluk kaynakları vardı. Bu dediğim klişe bir nostaljiden kaynaklanmıyor. 90’lar güzellemesi yapacak değilim lakin sanki teknoloji geliştikçe, yapay kaynaklar arttıkça su gibi oksijen gibi gülmek de bir doğal kaynak olarak azalıyor. Eğer bu yalnızca benim düşüncem değilse, ya bundan 20 sene sonra da bugünkünden daha az neşeli, daha az gülen, daha zor mutlu olan insanlara dönüşürsek? Düşüncesi bile dehşet verici!
Sadeleşme Akımı ile Az Aslında Çoktur
Robin Sharma “Unvansız Lider” kitabında iz bırakan ve
dünyaya dokunan bir ilham kaynağı olmak için şu taktikleri verir:
- Her ne yapıyorsanız işinizi o kadar iyi yapın ki insanlar gözlerini sizden alamasın.
- Minimalist olun. Hayatınızın amacını, tutkularınızı basitleştirin. Küçük hedeflerle ilerleyin. Örneğin bugün 5 küçük hedefiniz olsun, 12 ayın sonunda 1825 hedefe ulaşmış olun.
- Eleştirileri göz ardı edin, alaycıları görmezden gelin.
- Dikkatinizin dağılmasını engellemek için düzenli olarak teknoloji detoksu yapın.
- İnsanları tanıştığınız andan daha iyi bir durumda terk edin, onlara ilham verin.
- Başarının sizi baştan çıkarmasını önleyin.
Zihin Egzersizleri Hangi Alanlarda Fayda Sağlıyor?
Geçtiğimiz haftalarda bilinçli farkındalığın (mindfulness) mutluluğumuza nasıl katkı sağladığını ve nasıl yapıldığını farklı yazılarda anlatmıştım. Konuyla ilgilenenlerin çok sayıda olmasından aldığım cesaretle bugün de, dünya genelinde en çok hangi alanlarda kullanıldığına dair bazı örnekler vermek istiyorum.
Mindfulness-2: Bilinçli Farkındalıkla Yaşamanın Yolları
Geçtiğimiz hafta paylaştığım “Mutluluk Bilinçli Farkındalıkla Nasıl Artar?” başlıklı yazıda bilinçli farkındalık, popüler tabir ile mindfulness’ın ne anlama geldiğinden ve mutluluk seviyemizi nasıl artırdığından bahsetmiştim. Bugünse, kendi hayatımızı daha farkında yaşayabilmek için bizim neler yapmamız gerektiğinden bahsedeceğim.
Mutluluk, Bilinçli Farkındalık ile Nasıl Artar?
İlk kez duyanlar için bilinçli farkındalığın, yani popüler deyişle mindfulness’ın tanımını yaparak başlayalım. Hani bazen yemek yemeye başlarsınız sonra bir bakarsınız bütün tabağı silip süpürmüşsünüz ve dersiniz ki “aa ne ara yedim ben bunu”. Hani bazen gün içinde durup “ütünün fişini çekmiş miydim” veya “evin kapısını kilitledim mi” diye düşünürsünüz. Hani bazen de eve vardığınızda yolu hiç hatırlamıyor olursunuz. Hani bazen de, buzdolabının kapağını açıp bir an durur ve Okumaya devam et
Ertelemecilikten Nasıl Kurtuluruz? Erteleme Hastalığından Kurtulmak…
Yapılacak çok iş ama az vakit var, değil mi? İş yerinde bazen saat 12’ye doğru henüz hiçbir işinizi tamamlayamamış olduğunuzu fark ediyorsunuz, değil mi? Hobiniz de olsun, spora da zaman ayırın, arkadaşlarınızla da daha çok görüşün istiyorsunuz ama bir tarafınız da her gün her fırsatta TV karşısında uzanmak ve hiçbir şey yapmamak istiyor, değil mi? Bazen hafta sonun için tüm hafta boyunca planlar yapıyorsunuz ama hafta sonu geldiğinde kahvaltıydı, kahveydi, sosyal medyaydı, sonra biraz daha sosyal medyaydı derken kocaman tatil gününün “hiçbir şey” yapmadan bitip tükendiğini görüyorsunuz, değil mi?
Yapay Zeka ve İnsan Kaynakları: Dost mu Düşman mı?
Bu sene İK Zirvesi’nin en ilgimi çeken konuşmaları teknoloji odaklı konulardı. İnsan Kaynakları’nda yapay zeka kullanımından girip blockchain’den çıktık desek yeridir. Bazı uzmanlar “İK’cıya anlatır gibi” sadeleştirerek anlattığından, bazıları da zaten İK’cı olduğundan çok derinlemesine konuşulamamış olsa da benim gibi pek çok kişi için yeni ufuklar açtığına eminim.
Haleti Ruhiyeniz Bakış Açınızı Nasıl Etkiler?
Daha önce görmüş olma ihtimaliniz yüksek olan bir videoyla başlayacağım.
Video genellikle konsantrasyon, odaklanma gibi konularda örnek olarak gösterilir ve aslında bir dikkat testidir. Çoğu kişi bu testte kendinden beklenmeyecek bir performans gösterir. Ben de ilk izlediğimde tuzağa düşmüştüm.
Bu test, zihnimizin bize oynayabileceği oyunların da bir göstergesi aslında. Ya da kendi kendimizi nasıl tuzağa düşürebileceğimizin bir göstergesi mi demeli? Göz, görmemizi ve gördüğümüzü beyinle algılamamızı sağlayan bir araçtır ancak bu deneyde olduğu gibi her zaman beyne gördüğünü iletmeyebiliyor. Göz ve beyin bize her zaman dünyayı olduğu gibi yansıtan bir ayna değildir. Bazen dünyayı ilgilerimize, hayallerimize, davranışlarımıza göre görmek istediğimiz şekilde “yaratarak” algılatan bir sisteme de dönüşebilir. Kaliforniya Üniversitesi’nden Erika Siegel’in Psychological Science’ta Okumaya devam et
Başkalarını Nasıl Değiştirebilirsiniz?
Aslında sadece Instagram’da yazıp geçecektim bu konuyu. Yazdım da yetmedi yani içim soğumadı mı desem nasıl anlatsam bilmiyorum. En iyisi bir yerden başlamak. 🙂
Yıllardır kitaplıkta okunmayı bekleyen kitaplardan daha önce “Nasıl Daha Fazla Kitap Okuyabiliriz?” başlığında bahsetmiştim. O kitaplar arasında gözümü en çok korkutanlardan biriydi Tanrılar Okulu. Bu yüzden de yıllardır erteliyordum sayfalarını çevirmeyi. Okumaya devam et
Mutlu Olun! Gülümseyin! Çekiyorum…
Reklamcı değilim, sıradan tüketiciyim. Bu sıradanlığımla yorumlayacağım bir reklam mevzuu var. Geçtiğimiz yıllarda reklamlarda mutluluk savaşlarına tanık olmuştuk. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Eti’nin bin yıldır bildiğimiz klasik reklam cingılı “Bisküvi denince akla, hemen onun adı gelir… Eti, Eti, Eti…” birkaç yıl önce “Mutluluk denince akla, hemen onun adı gelir…” olarak yeniden söylendi. Bu atakla Eti, en büyük rakibi Ülker’den rol çalıyordu. Zira Ülker, mutluluk olgusunu kullanıp reklamlarında sahiplenmeye hatırladığım kadarıyla daha önce başlamıştı. 2016 yazında sokaklardaki bilboardların çoğunda Ülker’in mutluluk temalı reklamlarını görüyordum. Coca Cola zaten bir süredir “mutluluğa kapak aç”ıyordu. Nestle’nin “iyi beslen mutlu yaşa” sloganı ve bu yazı için görsel ararken rastladığım Teka Ankastre bannerları… Hepsi ve daha fazlası var; ortak noktaları hepsinin mutluluk vadediyor olması.