selinyetimoglu.com

ACC Profesyonel Kariyer Koçu & Kurucu Mutluluk Danışmanı@FunOfis

Sadeleşme Akımı ile Az Aslında Çoktur

Yorum bırakın

Robin Sharma “Unvansız Lider” kitabında iz bırakan ve 

dünyaya dokunan bir ilham kaynağı olmak için şu taktikleri verir:

  • Her ne yapıyorsanız işinizi o kadar iyi yapın ki insanlar gözlerini sizden alamasın.
  • Minimalist olun. Hayatınızın amacını, tutkularınızı basitleştirin. Küçük hedeflerle ilerleyin. Örneğin bugün 5 küçük hedefiniz olsun, 12 ayın sonunda 1825 hedefe ulaşmış olun.
  • Eleştirileri göz ardı edin, alaycıları görmezden gelin.
  • Dikkatinizin dağılmasını engellemek için düzenli olarak teknoloji detoksu yapın.
  • İnsanları tanıştığınız andan daha iyi bir durumda terk edin, onlara ilham verin.
  • Başarının sizi baştan çıkarmasını önleyin.

Bu taktikler arasından ikincisi üzerine birkaç kelam edeceğim.

Türkçe’ye “sadecilik” olarak çevirebileceğimiz minimalizm akımı bir süredir ilgimi çekiyor. Gittikçe daha da yaygınlaşıyor. Bununla ilgili Netflix’te bir belgesel izleyebilir, bir kitap okuyabilir veya pek yakında birilerinin tasarlayıp sunacağını düşündüğüm Minimalizm eğitimlerine katılabilirsiniz.

“Az aslında çoktur” sözüne yürekten inanıyorum. Bir gün çalışma masamda yüzlerce kalem olsa da hep iki tanesini kullandığımı fark ettim. Sonra neden o iki kalemi severek kullandığımı sorguladım. Bir tanesi parmağımı acıtmadan uzun uzun yazmamı sağlıyordu ve bireysel görüşmelerde sayfalarca yazmam gerektiği için kullanışlıydı. Ötekiyse mavi renkli bir keçeli kalem. Post-itlerin üzerine bir şey yazacağım zaman uzaktan görünür olması için veya bir yazıdaki önemli yerleri işaretleyeceksem kullanıyordum. Daha nadiren kullandığım diğer kalemlerse eşantiyonlar, kurşun kalemler ve tükenmez kalemlerden oluşuyordu. Kurşun kalem kullanmıyorum bile! O gün bugündür çalışma masamda sadece o 2 kalem duruyor. İkisi, kullanışlılığıyla diğer yüzlercesine bedel. Kullanmadıklarımsa kullanacak kişilere ulaştı. Gözün gördüğü yerde gereksiz fazlalıklar varsa zihnin biz farkında olmadan bulandığına inanıyorum. Bir düşünsenize eviniz, ofisiniz ve arabanız ne gibi fazlalıklarla dolu? Göz bir iletim aracı ve gördüğü her şeyi beyne iletiyor. Hepsi kullanışlı bir bilgiye dönüşmeyebilir. Yine de zihninizde ve hayatınızda boşu boşuna yer kaplıyor demektir.

Einstein, Steve Jobs, Mark Zuckerberg ve daha pek çok başarılı kişi düşüncelerini sadeleştirmek için hep aynı kıyafetleri giyeceği bir gardrop oluşturur. Steve Jobs’u gözünüzün önüne getirdiğinizde önce boğazlı siyah kazağını hatırlarsınız. Aynı kaşmir kazak, Levis 501 pantolon, New Balance 992 model ayakkabısı hiç değişmezdi. Çünkü dolabında bunlardan onlarca vardı. Politikacılardan iş adamlarına kadar kiminle görüşürse görüşsün sabahları ne giyeceğini dert etmiyordu. Belki bu kadarını uygulamak zor bir başlangıç olabilir. Benim gardrop söz konusu olduğundaki sadecilik yöntemim, gardrobuma yeni bir parça giriyorsa eskilerden bir parça çıkarmak. Örneğin, alışverişe çıktığımda 4 yeni giysi ile dönersem onları gardroba yerleştirmeden önce uzun zamandır giymediğim 4 eski giysiyi seçip ayırıyorum. Demek ki benim ihtiyacım yokmuş. İhtiyacı olan birilerinin kullandığını bilmek bana o kıyafetin kendisinden daha fazla mutluluk verir. Hem zaten ne kadar çok kıyafetimiz olursa olsun “giyecek hiçbir şeyim yok” demeyecek miyiz? Şaka bir yana, en başta zor olsa da zamanla insan alışıyor ve fazlalıklar gözüne batmaya başlıyor. Hayatı sadeleştirmeye “az ama öz” eşyalarla başlayabilirsiniz. Eşyalar hayatınızı kolaylaştırmak için varlar. Hayatınızı eşyalar aracılığıyla zorlaştırıyorsanız onlara verdiğiniz önemi abarttığınız için olabilir. İsviçre Sigorta’nın bir reklamında dediği gibi, “Arabanız mahvolmuş olabilir, ama gününüzün mahvolması gerekmez”.

 

Bir danışanım çok dağınık olduğu için kendinden şikayetçiydi. Aradığı hiçbir şeyi bulamıyordu. Ertesi güne yetiştirmesi gereken bir sunum için 2 sene önce okuduğu bir kitaptan yararlanabileceğini anımsayınca iş çıkışı hızlıca eve gitti. Yaklaşık 2 saat boyunca her yerde kitabı aradı. Gidip kitapçıdan alamazdı çünkü o kitabın ilgili sayfasını işaretleyip notlar almıştı, illa onu bulması gerekiyordu ama sanki yer yarışmış da kitap içine girmişti. Kitabı ararken evi daha da dağıtmıştı. Kitaplıktaki bütün kitapları yere yığmıştı. En sonunda kitabı bulduğunda sunumu hazırlayacak enerjisi kalmamıştı. Çok kitap okurdu ve okuduğu kitapları da gözü gibi sakladığı için geniş bir kütüphanesi vardı. Bu olayın üzerine kendi kendine bir karar aldı. Bir daha okumayacağı veya dönüp bakmayacağı kitapları ayırdı, koliledi ve bağışladı. Bu, kitaplarının neredeyse çoğu demekti. Şimdi aradığı her şeyi anında bulabileceği bir düzende saklıyor.

 

Bir eşyanın “fazlalık” olup olmadığını anlamak için kendinize şu soruları sorun:

  • Bunu ne kadar sık kullanıyorum?
  • En son ne zaman kullandım?
  • Bir daha ne zaman kullanırım?
  • Benim için ne kadar gerekli?
  • Tekrar ihtiyaç duyarsam, kolayca yeniden temin edebilir miyim?

 

“Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”

Platon

 

Bir başka sadeleşme yöntemi de akıllı telefonunuza gelen bildirimleri kapatmak olabilir. Çoğu kişi gün içinde sürekli bızzt bızzt sesiyle bölünüyor. Toplantıda veya yemekte en iyi ihtimalle masanın üzerinde duran telefonun sürekli ışığı yanıp ekrana yazılar düşüyor. Her ne yapıyor olursanız olun bu bildirimler sizi siz farkında olmadan kalabalıklaştırıyor. Son 2 senedir whatsapp’taki kalabalık gruplarım sessizde, yine whatsapp’tan mesaj gelince bildirim almıyorum, Facebook, Instagram, Linkedin gibi uygulamaları çok kullansam da bildirimler tamamen kapalı. Sadece eposta geldiğinde ekranıma düşüyor, orada da sadece önemli epostaların bana ulaşması için Unroll.me isimli bir başka uygulama kullanarak filtreleme yapıyorum. Telefonu bu şekilde kullanmak beni o kadar rahatlattı ki. Böylece bir arkadaşımla sohbet ederken aklımı tam anlamıyla ona verebiliyorum. Bir danışanım, kullanmak istemediği sosyal medya uygulamalarını telefonundan sildi. Kökten çözüm!

 

Sadece eşyalarımızda değil, sözlerimizde de sadeleşebiliriz. Bazen kendimizi boşu boşuna yıpratacak diyaloglara girebiliyoruz. “Düşünmeden konuşanlar konuştuktan sonra düşünürler” sözünü çok severim. Bir cümle söylemeden önce, “bunu söylemesem ne olur?” diye düşünmeyi veya bir soru sormadan önce “aldığım cevap ne işime yarayacak?” diye önce kendime sormayı önemsiyorum. Özellikle öfkeli anlarda karşınızdakine patlamadan önce, önemsiz tartışmaları boşuna uzatmamak için veya sadece sükunetin tadına varma amacıyla yapmanızı öneririm. Bir danışanım özgüven düşüklüğü sorunu yaşıyordu. İşiyle ilgili atacağı her adımı “Kesin başarısız olacağım!” düşüncesiyle atıyordu. Çoğu zaman yanılsa ve başarıya ulaşsa da bir sonraki adımda yine aynı olumsuzluğa kapılıyor ve kendisiyle ilgili şikayetlerde bulunuyordu. Bir seansımızda kendisine “şikayet orucu” ismini verdiği bir ödev verdi. Önce 1 gün boyunca kendisiyle ilgili olumsuz düşünceleri daha başlarken fark edip durdurdu. Sonra 1 hafta boyunca devam etti. En sonunda 1 ay boyunca kendisiyle ilgili şikayet etmemeyi başardı. Bu süreçteki değişiklikle ilgili konuşurken son zamanlarda yaptığı işleri daha hızlı ve daha kaliteli yapabildiğini fark etti. Belki de kendi olumsuz düşünceleri kendini gerçekleştiren birer kehanete dönüşüyordu. Yani, düşünceleri sadeleştirmek bile mümkün.

 

Aslında zaman yönetimi bile sadeleşme felsefesiyle kolaylaşıyor. Zaman herkese eşit verilmiş tek kaynaktır. Ancak bazıları hiçbir şeye yetişemezken bazıları çok daha fazla şeye rahatlıkla yetişebiliyor. Zamanınızı tüketen alışkanlıkları sadeleştirmek de mümkün. Bunun için önce onların hangileri olduğunu keşfetmelisiniz.

 

Konuyla ilgileniyorsanız 3 yıl boyunca evinden sadece bir kavanoz çöp çıkaran “Lauren Singer”ın yaşam tarzını buradan okuyabilir veya Twitter’dan #100thingschallenge etiketiyle sadece 100 eşyayla yaşama deneyimini paylaşanları takip edebilirsiniz.

“İnsan azaldıkça çoğalır, sadeleştikçe özgürleşir.”

 

Sade ve keyifli bir hafta dilerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s