selinyetimoglu.com

Profesyonel Kariyer Koçu & Nefes Eğitmeni & Mutluluk Danışmanı@FunOfis

Kendi Everest’ine Tırmanmak İçin Önce Onu Bulmalısın!

Yorum bırakın

İTÜ’lü öğrenciler tarafından düzenlenen İnsan Kaynakları Zirvesi 2013, uzaklardakileri de düşünüp canlı olarak yayın yapmayı da unutmamış, bu sayede bizler de uzaktan katılıp o atmosfere tanıklık edebildik.

Benim dinleyebildiğim konuşmalar arasında en etkilendiğim Nasuh Mahruki’nin meşhur konuşması “Kendi Everest’inize Tırmanın” oldu, zira hem uzun zamandır zaten dinlemek istediğim bir konuşmaydı hem de beklediğimden çok daha keyifli ve motive ediciydi.

Konuşmasına Bernard Shaw’ın insanları nasıl 3’e ayırdığından bahsederek başlıyor:

“Olayı gerçekleştirenler, onları seyredenler ve olan bitene hayret edenler.”

Mahruki’ye göreyse dördüncü bir tür daha var: hiçbir şeyin farkında olmayanlar. Ve aslında çoğumuz bu gruptayken, hepimiz kendimizin ilk grupta olduğuna inanıyoruz. İşte tam da bu yüzden, kendi potansiyellerimizi doğru algılayabilmek için gerekli farkındalığa ulaşabilmeliyiz.

Hep geçmişimize, özgeçmişlerimize bakıyoruz, yapabildiklerimizle övünürken yapamadıklarımızı neden yapamadığımıza dair sebepler bulup buluşturup öne çıkarmaya çalışıyoruz. Uygun koşullar sağlandığında neler yapabiliriz, başka bir deyişle potansiyelimiz nedir aslında çabamız hep bunu bulmak ve göstermek için. Bir meşe palamudundan meşe ağacı ortaya çıkarabiliriz elbette, ancak ihtiyacımız olan şey uygun toprak, bakım ve koşullar gerekli. Yani potansiyelimizi ortaya çıkarıp uygun koşulları sağlamak yine bizim kendimiz için yapmamız gerekenlerden. Kendimizi bulmak, kendi yolumuzu çizmek, yani kendi Everestimize tırmanmak bu hayattaki asıl amacımız.

 

Geçen gün bir söz okumuştum, Mark Twain demiş:

“İnsanın hayatında en önemli 2 gün vardır; biri dünyaya geldiği gün, ikincisi geliş sebebini bulduğu gündür.”

İşte bizler de o sebebin arayışındayız.

Bireysel olarak kendimize, İK’cılar ve PR’cılar tarafında kurumsal olarak şirketlerimize aradığımız bir amaç-misyon yok mu gerçekten de? Kendimize de kurumlarımıza da markalar, marka değerleri oluşturmaya çalışmıyor muyuz? Hep “en iyi”ye ulaşmaya çalışmıyor muyuz?

 

Ancak Nasuh Mahruki’ye göre bu “gerçek biz”e ulaşmak için öncelikle bizi engelleyenlerden, ayağımızdaki prangalardan kurtulmalıyız; yani tutuculuktan, doğru diye kabul ettirilenlerden. Aslında çok basit olan ama uzun zamandır yapmadığımız o eylemi yeniden yapmayı öğrenmeliyiz: düşünmeyi.

Ne yazık ki bu düşünebilme özgürlüğü de, fiziksel özgürlük de altın tepside sunulmuyor bugünkü hayatlarımızda. İlerleyebilmek, yol alabilmek için ilk önce hemen önümüzde duran engelleri aşmamız gerekiyor, mücadeleye zorlanıyoruz. Ancak o ilk engeli aştıktan sonra düşünsel olarak asıl yola çıkmak mümkündür.


Çok kapalı oldu sanırım, belki kendi hayatımdan bir örnekle açıklayabilirim. Örneğin benim ailem yakın çevremdeki pek çok arkadaşımın ailesine göre daha korumacı, daha yasakçı olmuştur her zaman. Çoğu arkadaşım bir yere gidecek veya bir şey yapacakken direkt kendisinin bunu isteyip istemediğine bağlı olarak karar alırken ben çoğu zaman önce o şeyi yapabilmek için gerekli “izni” alırım, ancak ondan sonra kendime sorarım “istiyor muyum?” diye. Çünkü özgürce düşünebilmek, gerçekten adım atabilmek için önce o ilk engeli aşmak gerekir her zaman.

O ilk engeli aştıktan sonra artık büyük hedefin ve o büyük hedefe giderken yol üstünde ulaşman gereken minik minik “basamak hedefler” var. (Koçumla biz bunlara grown objective ve baby objective diyoruz. 🙂 )

 

Tüm yol boyunca yitirmemen gereken şey gayretin. Hayatta zorluklar da var engeller de, Mahruki içinse Everest’e giden yolda… Önemli olan o engelleri aşacak yolları bulmaktır, yılıp eve geri dönmek ya da vazgeçip hedefi değiştirmek değil. Engel varsa üzerinden atlamayı ya da etrafından dolaşmayı bilmelisin, vakit ve motivasyon kaybetmeden.

Neticede o senin hedefin, onu sen seçtin, yolu sen çizdin.

Herkes Everest’e tırmanmayabilir ancak herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır. Bu yüzden önce kendi Everest’ini bulmalısın.

 

Bazen o hedefe ulaşan yol çok zorlu olabilir, neredeyse “acaba” dedirtebilecek, geri dönmeyi düşündürecek kadar zor ama asıl güç senin içindeki motivasyondur. Hepimiz hedefe giden yolda aslında hoşlanmadığımız duraklarda mola vermek, sevmediğimiz işlere katlanmak zorunda kalabiliriz. Önemli olan o mecburiyetleri de sevebilmek, en azından katlanabilecek kadar sevebilmektir.

Unutma; Hedef senin hedefin, hedefe seni götürecek olansa onu ne kadar istediğindir…

 

Son olaraksa Mahruki’nin de dediği gibi;

“Olabileceğimizin en iyisi olduğumuzda, yapabileceğimizin en iyisi yaptığımızda, en büyük hedeflerimize ulaştığımızda kendimizi bulmuş oluruz.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s