selinyetimoglu.com

Profesyonel Kariyer Koçu & Nefes Eğitmeni & Mutluluk Danışmanı@FunOfis

Bilinmezlikler Fobiniz Değil, Hobiniz Olsun!

1 Yorum

Bilinmezlikleri genellikle sevmeyiz, hatta onlardan korkarız. Bu nedenle sürekli bir şeyleri bilmek ve kontrol etmek isteriz. Ancak “aşırı kontrolcülük” alışkanlığı kişiyi mutsuz eden bir unsur. Hayatımızdaki kişileri, olayları ve sonuçları, hatta bazen meteorolojiyi bile kontrol etmek istiyoruz. Kontrol davranışı bir noktaya kadar iyidir, bizi tehlikelerden korur. Ancak aşırı kontrol de hayatımıza ciddi anlamda zarar verebilir. Nasıl mı?

  • Siz diğer insanları kontrol etmek isterken, onlar kontrol edilmek istemezler. 2 yaşındaki bir çocuk bile bağımsız olma ihtiyacı nedeniyle kendi istediğini yapmak ister. Üstelik “psikolojik tepkime” nedeniyle insan “yapma” denileni daha çok yapmak isteyebiliyor. Özellikle ilişkilerde sevilmek yerine kontrol sahibi olmayı tercih edebiliyoruz ve ikisi her zaman aynı anda aynı yerde olabilen durumlar değil.
  • Aşırı kontrol ihtiyacı olan kişileri olumsuz duyguların daha fazla etkilediğine dair bir araştırma okudum. Kontrolcülük ihtiyacınız arttıkça depresyona girme ihtimaliniz de artıyormuş.
  • Çok kontrolcü kişiler kendi çevresinde sadece kendisini destekleyen ve uyum sağlayan kişileri biriktirmeye meyillidir. Ekibinde en büyük getirisi”salla baş al maaş” yetkinliği olan kişiler bulunduran bir yöneticinin karar verme becerileriyle birlikte başarı düzeyi de düşecektir.
  • Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, kontrolcü kişiler daha hızlı araba kullanıyor ve kumarda daha çok para kaybediyor. Çünkü “kontrol illüzyonu” olarak adlandırılan kavrama göre, bu kişiler sonuçları kontrol edebileceğine inanıyor.

 

Bazı araştırmalara göreyse, kendi iç dünyasını yani duygularını kontrol edemeyen kişilerin dış dünyayı kontrol etmeye çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle aşırı kontrolcüyseniz, basit taktiklerle duygularınızı kontrol etmeyi deneyebilirsiniz. Dış dünyadaki bilinmezlikler o zaman bu kadar da korkutucu olmayacaktır belki de. (Hatta bir süre sonra, hayatın akışına kendinizi bıraktığınızda size yaşattığı minik sürprizler eğlenceli bile olabiliyor.) Bilinmezlikleri fobi değil de hobi haline getirebileceğimizi gösteren, sevdiğim bir Lao Tzu hikayesi paylaşayım. Derler ki, Lao Tzu bunu çevresinde sık sık anlatırmış:

 

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,
talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin
şanssızlık olduğunu sadece tanrı biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

 

Etrafımda çok fazla kontrolcü kişi var. Tamamen kişisel gözlemlerime göre kişinin yönettiği kişi sayısı ne kadar artarsa kontrolcülüğü de o kadar artıyor. Zamanında ilk tanıştığımızda kendisinden “bak ben control-freak’imdir” diye bahseden bir yöneticim olmuştu, öz farkındalığı yüksekti. Peki ya bu öz farkındalığa sahip olmayan binlerce kontrol delisi ne yapıyor? Ben de zaman zaman kontrolcülük hastalığına tutulanlardan biri olarak, 5 dakika sonra ne yaşayacağımı bilmeden nefes almaya devam etmek beni heyecanlandırıyor ve aslında mutlu da ediyor. Her şeyi ben düşünemem değil mi? 🙂 Bazen de hayatın seçimlerine kendimi bırakmak, bir sonraki adımda ne olacağını bilmeden, bilmeye çalışmadan yaşamanın da bir güzelliği var bence. Ne de olsa bizler “zaferden değil seferden sorumluyuz”. “Hayat yolculuğumun her günü yaşamaya değer geçsin, kimbilir belki de sonuncu günleri bunlar” düşüncesi bende bir hafiflik yaratıyor, anlamsızca rahatlatıyor. Belki siz de denersiniz, sonra benimle de paylaşırsınız…

 

Not: Başlık için ilhamımı, bir gün kahve içerken bahsettiğim bir fobimden “fobin değil hobin olsun” diyen Ozan Dağdeviren’den aldım. Teşekkürler.

 

 

 

One thought on “Bilinmezlikler Fobiniz Değil, Hobiniz Olsun!

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s