selinyetimoglu.com

PCC Profesyonel Kariyer Koçu & Kariyer Danışmanı, Ex-HR


1 Yorum

İşveren Markası: Çalışmak, Sevginin Gözle Görülebilen Şeklidir

6 Kasım’da Shangri-la’da düzenlenen ve “Markayı inşa eden insandır.” mottosuyla bilgi dolu bir gün yaşatan People Make The Brand Konferansı’na başlarken Evrim Kuran, Halil Cibran’ın “Çalışmak, sevginin gözle görülebilen şeklidir” sözünü hatırlattı.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

İşverenleri İnsan Odağında Buluşturan Konferans: People Make The Brand

Carl Jung’un bir sözü vardır: “Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır.”

Analitik Psikoloji dalının kurucusu ünlü psikiyatrın bu sözünü firmalara uyguladığımızda gördüğümüz şey, sürekli rakiplerin konumuna bakarak kendi varlığını oluşturan kurumların durumunu da açıklıyor. Kurumlar da bireyler gibidir. Mikroda ne oluyorsa makroda da benzer şeyler yaşanır. Bu yüzden bireysel olarak gelişimi sağlayarak ilerlemek için olduğu gibi, kurumlarda da büyümeyi planlamak için içe dönmeli ve içeride neler olup bittiğine bakılmalıdır.

Okumaya devam et


3 Yorum

2015 Türkiye’nin En İyi İşverenleri Listesi (Great Place To Work)

Great Place To Work Enstitüsü kurum kültürü konusunda uzmanlaşmış, 5 kıtada ve 53 ülkedeki ofisleri ile sektör ayrımı olmadan tüm ölçeklerdeki şirketlere mükemmel işyerlerini inşa etmeleri ve geliştirmeleri konusunda destek veren bir araştırma ve danışmanlık kurumu. 1991 yılında kurulan Great Place to Work’ün Türkiye Ofisi 2012 yılında açıldı.

Great Place to Work, 25 yılı aşkın süredir dünya çapındaki en iyi işverenleri belirlemekte ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmakta.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

Great For Employee Satisfaction: Employee Benefit Programs

The worksite organizational culture and environment are powerful influences on behavior and this needs to be put to use as a means of assisting employees to adopt a healthier lifestyle. There are numerous benefits of worksite wellness programs. Worksites are crucial to Okumaya devam et


Yorum bırakın

HR’s Priorities For the Successful Employer Branding

From my point of view as an employee and also an HR employee, I am responsible for the happiness of employees and bringing the best talents to the company basically for the business efficiency. Theferore, today’s HR trends indicate to focus on employer branding which includes Okumaya devam et


Yorum bırakın

İşveren Markası Kavramı ve Almanya’dan Juvalia Örneği [Video]

Çalışmakta olduğum şirketin kardeş şirketlerinden biri olan e-ticaret sitesi Juvalia’nın tanıtıma yönelik hazırlamış olduğu bu videoyu ilk seyrettiğimde oldukça ilginç geldi. Zira, videoda görünen herkes gerçekten bu şirketin çalışanları. Hatta videonun girişinde ve ilerleyen kısımlarda da sıkça karşımıza çıkan gözlüklü beyefendi şirketin CEO’su. İşte gerçek bir işveren markası çalışması.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

İşveren Markası ve Coca Cola Mutluluk Fabrikası Reklamında İç Müşteri [Video]

mutluluk-fabrikasiBirkaç yıl önce ekranlarda sık sık karşımıza çıkan Coca Cola Mutluluk Fabrikası Reklamı‘nı hatırlıyoruzdur. Kutu kola makinesine bozuk para atan genç kolasını beklerken makinenin içinde bulunan kola fabrikasında heyecanlı bir hazırlık vardır. Uçan-zıplayan böcekler ve çalışkan penguenler bir şişe kola üretebilmek için canla başla çalışmaktadır ve hepsi de oldukça neşeli görünüyordur. Okumaya devam et


Yorum bırakın

Demokratik İşyeri İçin Anti-Demokratik Patronlara İki Çift Söz

Eski Yunan’da Aristo ve Eflatun ismindeki filozofların “Ayak takımının yönetimi de olur muymuş” şeklindeki yaklaşımlarından bu yana çok sular aktı, çok gelişmeler oldu. Bugün, bir kısmı özde değil sözde de olsa, birçok devletin yönetim şekli demokrasidir.

“Demokrasi iyi bir yönetim şekli değildir, sadece var olanlar arasında en iyisidir” söylevleri, “Demokrasi amaç değil araçtır” diyen müstakbel başbakanlar bir yana dursun, benim inandığım demokrasi tanımı bir toplulukta yer alan herkesin eşit derecede söz hakkına sahip olması durumudur. Okumaya devam et


Yorum bırakın

İnsan Kaynakları Sendikası

Wikipedia’ya göre sendika, çalışanların ortak hak ve çıkarlarını korumak, sorunlarını çözmek için kurulmuş, devlet, siyasi parti ve iktidar örgütlenmelerinden bağımsız örgütlerdir.

Türkiye’de sendikal hareketler 1960’lı yıllarda başladı ve aslına bakılırsa o günden bu yana oldukça radikal değişimler geçirdi. Özellikle sosyal diyalog konusunda oldukça olumlu gelişmeler oldu. O yıllarda sendikaların isteklerini iletebilmeleri için illa greve gitmeleri, çalışanların seslerini duyurabilmeleri için büyük risk alarak iş bırakma eylemi yapmaları gerekiyorken, bugün sendika temsilcileri ile işveren temsilcileri karşılıklı oturup çaylarını yudumlayarak taleplerin orta yolunu bulabiliyorlar.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

Çalışanları Zincirlerle Bağlayın Demiyorum Ancak Bağlı Çalışan İyidir :)

Çalışanların işveren markasına güven duymaları, o marka altında çalışıyor oldukları için mutlu olmaları, yakın gelecekte şirket değiştirmeyi düşünmüyor olmaları ve kendi babalarının şirketiymişçesine verimli çalışmalarına “çalışan bağlılığı” diyoruz. Bir nev-i içsel motivasyon da diyebiliriz zira yukarıda saydıklarım varsa, o halde çalışan zaten motive ve daha modern tabiriyle “dedike” şekilde çalışıyordur diye düşünüyorum.

Eğer İnsan Kaynakları’nın amaçlarından biri çalışanlarda gerekli motivasyonu yaratmaksa o halde “ayın elemanı”na 100 TL prim vermenin ötesine geçecek işler yapmalıyız. Hatta artık maddi ödüllerin o kadar da önemli olmadığını, kişilerin manevi ödüllere de ihtiyaç duyduğunu görmeliyiz.

En ideali tüm çalışanların şirkete bağlı olması tabii ki, ancak ne yazık ki bu pratikte uygulanamıyor. Çünkü tüm şirketlerin aynı anda “en iyi işveren” olması, en değerli işveren markasını yaratabilmeleri teorik olarak da imkansız.

Peki sayın yöneticiler, şirket sahipleri ve İK’cılar, merak ediyor musunuz, sizin çalışanlarınız bağlı mı? Etmiyorsanız etmelisiniz. Artık “maaş veriyoruz ya daha n’apalım” devri kapandı, işveren olarak da inanılmaz bir rekabetin olduğu bir piyasada yer alıyorsunuz. Eğer çağa ayak uydurmaz, çalışanların beklentilerini göz ardı ederseniz, yarın bir de bakmışsınız elinizde avucunuzda işi bilen hiçbir çalışan kalmamış. Evet sadakat da önemli bir faktör ancak siz çalışanlarınızın mutluluğuna değer verdiğinizi belli edecek hiç bir faaliyette bulunmuyorsanız, onların şirkete manevi değer vermesini nasıl bekleyebilirsiniz ki?

Ve şu da önemli bir nokta ki, bu bağlılık meselesi sadece İK’nın problemi değil.

Sevgili Yönetim Kurulu üyeleri, Sayın İşveren Vekilleri ve Tüm Yöneticiler, size sesleniyorum. Çalışanlarınızın markanıza bağlılığını ölçümleyiniz. Bu bir lüks değil, “yaparsanız iyi olur” değil, bir an önce bütçelendirme planınıza alınız, bu konuda deneyimli İK’cılarınız varsa onlarla yoksa Danışmanlık şirketlerinin yardımıyla hemen yapınız!

Çalışan bağlılığı uygulamalarını geliştirme sürecindeki ilk adım var olan bağlılığı ölçmektir ve ilki tamamlandıktan sonra belirli aralıklarla tekrarlamak da oldukça önemlidir. Unutmamak gerekir ki bu ölçüm sadece sorunlu zamanlarda değil, her zaman yapılmalıdır. Bu konuda başarılı olan şirketlerden Yaşar Holding bu ölçümü 1997’den bu yana her yıl tekrarlıyor. JTI 2 yılda bir yapıyor. Danone Tikveşli ve Çelebi Holding de 2 yılda bir uygulamayı gerçekleştirenlerden.

Ancak önemli bir nokta da şu ki, bağlılık çalışması yaparken neden yaptığınızı çalışanlara açıkça anlatmalısınız. Aksi takdirde “n’oluyo acaba işten çıkaracaklar da kimi çıkaracaklarına karar vermek için anket mi yapıyorlar” algısı doğurur, kaş yaparken göz de çıkarabilirsiniz.

Towers Watson’ın araştırmasına göre, Türkiye’de bağlılığı yüksek çalışan ortalaması sadece %27. Yani her 4 çalışanınızdan sadece 1’i sizinle kalmaya devam edecek, en iyi ihtimalle. Dünya ortalaması ise %35.

Bu noktada şu gerçek de önemli, aslında bu ortalamayı yükselten tahmin ettiğiniz gibi batı ülkeleri değil. Aksine, sadakat ve minnet duygusuna fazlaca önem verilen doğu ülkeleri yükseltiyor. Yani, daha yüksek bir sonuca sahip olmalıydık. Durumumuz o kadar vahim işte.

Hay Group tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bağlı çalışanın performansı bağlı olmayana göre 4,5 kat daha fazla. Sadece performans da değil, çalışanlar bağlı olduğu zaman daha az hata ile daha yüksek verimli iş yapıyor. Hem kişisel hem ortak stratejileri daha net belirleyerek uzun vadeli planlamalar yapılabiliyor ve işten ayrılma oranları düşüyor.

Bağlılık çalışmaları elbette anketle bitmiyor, önemli olan anketin sonucuna göre somut adımlar atılması ve hızlı hareket edilmesidir. Evet pek kolay bir süreç değil ancak çalışanlarınızı elde tutmak ve herkesin çalışmak isteyeceği bir şirket yaratma yolunda elinizi taşın altına koymanız ve bazı ödünler vermeniz gerekiyor.


Yorum bırakın

Y Kuşağı Ofiste Çılgın Atıyor!

Ofis mobilyaları tasarlayan Knoll için Michael O’Neill tarafından yapılan ve CNN Edition’da haberi yayınlanan araştırmaya göre iş yaşamında birçok uygulamayı düzenleme gereği yaratan Y kuşağı şimdi de ofis düzenimizi değiştirecek görünüyor. 40 ülkedeki 15 bin çalışanın katılımıyla yapılan araştırma 4 jenerasyonu kapsıyor ve raporunu öncekiler ile Y jenerasyonunu ile karşılaştırarak sunuyor.

Ofis mobilyalarında yeni bir tasarım anlayışı getirecek olan sonuçlara göre toplantıları bu iş için tasarlanmış sıkıcı odalarda yüzyüze yapmak isteyen “Baby Boomers” devri kapandı. Şimdi elektronik yazışmaları daha pratik bulan, illa yüzyüze yapılacaksa hızlı ve spontane toplantıları tercih eden Y’lerin devri! Yine de en güzeli yemek esnasında ya da farklı sosyal aktiviteleri yapıyorken düzenlenen “sosyal toplantılar”.
Bunun yanında 1982-1994 yılları arasında doğanları kapsadığı düşünülen Y kuşağı üyeleri evlerine benzeyen ve sempatik ortamlarda çalışmak istiyor çünkü hem ev hem özel hayatını birlikte yürütebilmeye önem veriyor. Evin yarattığı o duygusal bağı iş yerinde bulmak gibi bir beklentisi olmayan, hatta bunu “tuhaf” bulan, iş ve özel hayatı tamamen ayırmaya odaklanan önceki kuşaklar ise ofis dekorasyonunda öncelikle fonksiyonaliteye önem veriyor.
Bahçesinde armut koltuklarda oturabildiğiniz Google İrlanda; ofisten çok bir Starbucks şubesini andıran Microsoft Amsterdam, denize sıfır Unilever Hamburg ofisleri gibi dillerden dillere dolaşan efsanevi ofisler ise tam olarak Y kuşağı için yaratılmış. Masaların arasında bisikletle dolaşabileceğiniz Google Türkiye ofisi ise hayallerimizi süsleyen bir başka örnek olarak sürekli aynı yerde oturarak çalışmaktan hoşlanmayan, çalışırken bile aksiyon arayan Y’ler için yaratılmış.
Özetle, Y kuşağının iş hayatına girişiyle birlikte “ben”den “biz”e geçildi ve kurumlarda sadece iletişim prosedürlerini onlara göre düzenlemek yetmeyecek gibi görünüyor. Y’lerle birlikte verimli işler yapabilmek, onları işveren markasına bağlamak istiyorsak daha pek çok alanda değişime hazır olmak, olmayanları oldurmak gerekecek.