selinyetimoglu.com

PCC Profesyonel Kariyer Koçu & Kariyer Danışmanı, Ex-HR


Yorum bırakın

Amerika’da MBA Yapmak İçin Bu Mülakatı Başarıyla Geçmelisiniz

Pazarlama, İnsan Kaynakları gibi alanlarda yöneticiliği hedefleyenlerden Mühendislik eğitimi alıp da teknik yöneticilik için “business” kısmının da eğitimini almak isteyenlere kadar iş dünyasından milyonlarca kişinin hayali MBA.

Okumaya devam et


3 Yorum

İçindeki Yeteneği Henüz Keşfetmedin Mi? Neyse ki Hala Vaktin Var!

Çok az insan yaratıcı olarak kabul edilir: Birkaç ressam, birkaç şair; milyonda bir kişi. Bu saçmalıktır. Her insan doğuştan yaratıcıdır. Çocukları izlersen görürsün. Bütün çocuklar yaratıcıdır.
Osho

Okumaya devam et


Yorum bırakın

Örnek Alınası Bir Görüntülü Özgeçmiş Çalışması; Bir Başarı Hikayesi [Video]

Bugün iş başvurularında gitgide önem kazanan bir araç da görüntülü özgeçmiş. Daha önce şurada bununla ilgili Türkiye’den bazı örnekler paylaşmıştım.

Şimdiyse ABD’den bir başarı öyküsü paylaşmak istiyorum.

🙂

2010’da decalmywall.com ismindeki ilk web sitelerini açan iki ortak olan Steven ve Gareth daha sonra, bu siteyi Okumaya devam et


Yorum bırakın

10 Yıl Önce Var Olmayan Bugünün Meslekleri / Geleceğin Meslekleri

Devirler değişiyor, trendler dönüşüyor, teknolojiyle birlikte ihtiyaçlar da şekil değiştiriyor. Hayat tarzlarımız tam olarak evrim geçirmiyor bile olsa, alışkanlıklarımızı yapış şeklimiz değişiyor. E hal böyle olunca o alışkanlıkları yaratan, sürdüren veya geliştiren bazı meslekler ortadan kaybolurken bazıları da yepyeni meslekler olarak yeni yeni hayatımıza giriyor.

Okumaya devam et


1 Yorum

Küçümsemeden Çöpçülükten Bahsedebilen Tek Söz!

“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelanjelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup “Burada işini çok iyi yapan biri, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desinler.”

Martin Luther King


Yorum bırakın

“Yazmasaydım Ölürdüm” Diyecek Kadar Olmasa da; Yazmalıydım!

Yıllar önce, Sait Faik Abasıyanık’ın bir sözünden bahsetmişti bir arkadaşım, üstad yazma sebebini açıklamak için söylemiş: “Yazmasaydım ölürdüm”.

 

Yaklaşık 5 aydır bu blogta genellikle İnsan Kaynakları, en temelde ise iş hayatı hakkındaki fikirlerimi, vakit ayırmanın değeceğini düşünüp okuyanlarla paylaşıyorum. Yazmasaydım ölür müydüm? O kadar dolu olduğumu sanmıyorum, ama Okumaya devam et


1 Yorum

2013’te İş Bulmanızı Sağlayacak 10 Beceri

Forbes’ta okuduğum bu makale üzerine düşününce bir kez daha gördüm ki, gerçekten iş hayatı fazlaca dinamik bir ortam. Yapılan işlerden iş yapış biçimlerine, sektör öncüsü şirketlerden çalışanlardan beklenen yetkinliklere dek her şey hemen her yıl değişiyor, güncelleniyor.

Bugün iş görüşmelerinde adaylarda bulmak istediklerimizle 5 yıl önceki mülakatlarda aranan nitelikler aynı Okumaya devam et


Yorum bırakın

“Yaptığımız İşin Okulu Yok, Mecburen Alaylıyız” Söylemi Geride Kaldı

“Bizim yaptığımız işin okulu yok mecburen alaylıyız” diyenlerin sayısı gittikçe azalıyor zira eskiden akademik dünyada ismi olmayan pek çok iş alanı artık üniversite programları arasında kendine yer buluyor. İnsan Kaynakları da bunlardan biri. Bundan 10 yıl öncesine kadar ismi “İnsan Kaynakları” olan bir bölüm bulunmadığından en İK’vari bölüm olarak Çalışma Ekonomisi görülüyor, Psikoloji, Sosyoloji gibi bölümlere de “eh işte, bundan da İK’cı olur” gözüyle bakılıyordu. Oysa artık gerçekten İnsan Kaynakları alanında kariyer yapmayı planlayan bir kişi lisans programları arasında kendine uygun olan bölümü seçebiliyor.

Bu gelişme elbette sadece İK alanına özgü değil. Üstelik bununla ilgili faydalı bir moda da yayılmaya başlamış durumda. Mezuniyet ardından iş garantisi ve kariyer vaat eden şirketler üniversitelerde kendi alanlarına uygun program açmak için destek veriyor. Sadece şirketler değil, ticaret odaları ve mesleki dernekler de bu gelişmelere öncülük ediyor ve ihtiyaç duyulan üniversite programlarını açıyor.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

Hem Özveri Hem Yetenek Yönetimi: Tadından Yenmez!

Kocabaş Eğitim’in kurucusu Mehmet Kocabaş’ın “Yetenek Yönetimi” başlıklı konuşmasını Lütfi Kırdar’ın en büyük salonunda tam katılımla dinlediğimde daha önce farkında olmadığım birçok doğruyu keşfettim.

 

Okumaya devam et


Yorum bırakın

Kariyer Stratejisi: Keşkeleri Bırak, İyi Ki Diyeceğin Alanlar Yarat

Özellikle sonbaharda daha bir duygusallaşıp hayatı daha sık sorguluyoruz. Havanın kasveti ruh halimize de yansıyor olmalı. Sorguladıkça derinlerdeki keşkeleri bulup çıkarıyoruz, ufak pişmanlıkları alıp büyütüyor ve “hayatımın hatası” haline getiriyoruz her birini. Evet bazı konularda geriye dönmek zordur, yapılanları geri almak, “ctrl + Z” kısayolunu hayatımız için de kullanmak isteriz ancak artık olan olmuştur. Oysa ki, kariyer konusunda o kadar da katı düşünmemek gerekir. Asla geç değildir, hep bir U dönüşü imkanı vardır, yeter ki “keşke”lerle yaşamayı bırakın ve önünüzdeki maçlara bakın.

Okumaya devam et


Yorum bırakın

“Çocuk da Yaparım Kariyer de” ve Cam Tavan Sendromu

Üniversitede ve yüksek lisansta özellikle sosyal içerikli bölümlerde sayıca hep baskın olan kadınlar iş hayatında neredeler? Nereye saklandılar, neden hep erkekleri görüyoruz özellkle yönetim kademelerinde? Okumaya devam et


Yorum bırakın

Çalışan Annenin Dilemması

Bir yandan her kadından en az 3 çocuk isteyenler diğer yanda kadının iş hayatındaki görünürlüğünü artırmaya çabalayanlar ve tabii bu iki taraf arasında tam ortada duran çalışan anneler. Zira hem kürsüden “çocuk yapın” demek, hem de “kadın evde oturmasın efenim çalışsın” demek pek kolay. Oysa ki her iki görevi de başarıyla aynı anda sürdürebilmek, belki de süperman olmak ekstra çaba, enerji ve özveri istiyor. Fiziksel olarak yarattığı yorgunluk aslında psikolojik etkisinin yanında belki de hiçbir şey. Çünkü çalışan anne olmanın en büyük etkisi o bitmek tükenmek bilmeyen suçluluk duygusu. Çocuğunun her an yanında olamadığı, ihtiyacı olduğunda ulaşamadığı, ilklerini gözlemleyemediği için kendini suçluyor ve acabalarla yaşıyor onlar.

Oysa ki bence çalışan anneler bu hayat tarzlarından suçluluk değil gurur duymalılar. Evet belki ilkokulda sürekli okulda takılan o “sınıf annesi” kendi annesi olmadığı için eksik hissedebilir bir süre, ancak asıl ondan sonra annesinin mesleği her sorulduğunda “ev hanımı” demediği için gurur duyacaktır. “Ev hanımı değil annem, yani evde oturup tüm gün tv seyrederek körelmiş bir kadın değil, beni de kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek şekilde büyüttü” demenin bir başka yoludur bu. Kendine yetebilen bireyler kendi ayakları üzerinde durabilen çocuklar yetiştirir.

Tüm bunlara rağmen çalışan anne olmayı kolaylaştırmak gerekiyorken gerek iş kanunu gerek şirket politikaları gerekse anlayışsız yöneticiler bunu zorlaştırıyorlar.

Doktorlara göre en ideali doğumdan sonraki 1-1,5 yılı çocukla geçirmek sonra işe devam etmek. Oysa ki 4857 sayılı iş kanununa göre annenin doğumdan önce 8 sonra 8 olmak üzere 16 haftalık izni var ve doğumdan önceki 8’in 5 haftasını sonraya eklerek 13 haftaya çıkarabilir anne isterse. Bu durumda da yani maksimum 3 ay çocuğuyla birlikte geçirip sonra tıpış tıpış işe dönecektir. Ya da 6 ay ücretsiz izin alma hakkını kullanacak ve hem bu izni alırken hem de sonrasında iş arkadaşları ve yöneticilerinden “ooh 6 ay tatil yaptın” sözleri veya bakışlarıyla karşılaşacaktır. Ki bu durumda bile henüz ideal olan 1 senelik döneme ulaşabilmiş değiliz.

Doktorların dediğine ek olarak farklı bir fikir de en az 3 yaşına kadar anneden ayrılmaması gerektiğini savnuyor zira kendisini ifade edebilecek yaşa gelene kadar anneye muhtaçtır. Bence burada önemli olan süre değil. İnsan hayatının psikolojik kısmı söz konusu olduğunda kantitatif değil kalitatif düşünmeliyiz. Yani eğer annenin çalıştığı şirket çocuğunun özel zamanlarında yanında olmasına izin veriyorsa veya baba da çocuğun sorumluluğunu ve bakımını anneyle eşit derecede üstleniyorsa 4-5 ay da bence yeterli bir süre. Ya da örneğin anne part time veya evden çalışıyorsa, yine o ilk yıllar çok sancılı geçmeyecektir diye düşünüyorum.

Tüm bunlar anneden değil iş koşullarından kaynaklanıyorken, neden suçluluk duygusuna bağlı olarak uykusuzluk, sindirim sorunları, hafıza ve odaklanamama sıkıntısı veya iştah gibi konularda olumsuzluklar yaşayan anne oluyor?

Bizimkinde değil ama bazı konularda yeterli bilince ulaşmış olan bazı ülkelerde çalışan annelerin psikolojisini düzeltmek için dayanışma grupları oluşturuluyor.

Bu gruplardan biri olan Living Truth 5 adımda anneye destek oluyor:

  1. Suçluluk duygunuz gerçek mi?
  2. Hatanızdan ders alın.
  3. Kendinizi affedin.
  4. Önceliklerinizi belirleyin.
  5. Destek arayın, destek olun.

Elbette pek çok konuda olduğu gibi, sorunu sonradan çözmeye çalışmak yerine baştan önlem almak en doğrusu. Çalışan annenin hayatını kolaylaştırmak, hem kendisi, hem çocuğu hem de çalıştığı kurum için faydalı olmasını sağlamak şirketlerin elinde bence. Ülkemizde ne yazık ki, doğum ve süt izni gibi YASAL haklarını bile tam kullanamayan annelerin oranı %33.

Buna rağmen, konunun önemini kavramış şirketler de var:

Novartis, Çarşamba günleri “çalışma mekanını kendin seç” uygulaması yapıyor ve anneler o günü çocuklarıyla evde geçirebiliyor. Bunun yanında okulların ilk ve son günlerinde annelerin çocukların yanında olmasını sağlıyor, Şubat tatilinde ise çocuğu ofise getirme imkanı sunuyor.

Boyner Holding, hem annelere hem babalara çocuk bakımı ve eğitimi dersleri veriyor.

Turkcell, tüm binalarında süt odaları bulunduruyor.

Garanti Bankası çalışan anneleri akşam eve gittiğinde bir de yemek yapma zahmetinden kurtarmak için anlaşmalı catering firmasından uygun fiyatlı ev yemeği alma imkanı sunuyor.

Bunlar gibi daha pek uygulama hayata geçirilebilir, sürekli bahsettiğimiz “çalışan bağlılığı”nı oluşturmak için kurumların bazen taviz vermesi gerekebiliyor ancak eminim ki, bir annenin okulun ilk günü çocuğunun yanında olabilmesinin verdiği motivasyonla kuruma sağlayacağı katkı, o gün işe gitmemesinin verdiği zararı çoktan karşılıyordur.