
Kariyer.net Dergi Şubat sayısında Konuk Yazar olarak yer verilen yazımı değerli okuyucularla buradan da paylaşıyorum: Okumaya devam et

Kariyer.net Dergi Şubat sayısında Konuk Yazar olarak yer verilen yazımı değerli okuyucularla buradan da paylaşıyorum: Okumaya devam et →
Geleneksel anlayışa göre, başarılı iş sonuçları için iş arkadaşlarınızı sevmeniz, iş yerinde mutlu olmanız veya onlarla aynı şeylere gülmeniz gerekmezdi. Çünkü “Profesyonel” olmak, çok gülmeyen, mümkünse eğlenmeyen, devlet dairelerine gittiğinizde gördüğünüz hayatından bezmiş vezneciler misali, veya dizilerden filmlerden alışık olduğunuz “ciddi” Fransız mürebbiye edasıyla çalışmanızı gerektirir.
Tüm dünyada hızla yayılan koçluk mesleği, önümüzdeki 10 ila 30 yıllık süreçte meslek ve ekonomik sınıf gözetmeksizin hemen hemen herkesin hayatının bir parçası olacak. Estima Araştırma & Danışmanlık iş birliğinde yapılan 2015 yılı Koçluk Araştırması verileri de bu sonucu destekleyerek koçluk ihtiyacının Türkiye’de de giderek yaygınlaştığına işaret ediyor.
Kişilerin profesyonel liderlik ve yöneticilik vasıflarını geliştiren, kısa vadede belli hedeflerle yola çıkıp daha etkili sonuçlara ulaşmayı hedefleyen, geçmişi değiştirmekten çok geleceğe yönelik çalışmalar yapan koçluk hizmeti, her geçen gün daha fazla kişinin hayatını değiştiriyor.
İş arama süreci, kişide gerginlik yaratan, bunaltan, maddi ve manevi olarak ciddi sıkıntıya sokan bir süreçtir. İş arayışında değilseniz, yani memnun olduğunuz bir işiniz varsa bile hiçbir zaman her şey dört dörtlük değildir. Mutlaka, iletişimde zorlandığınız bir yöneticiniz, gerçekleştirmenizin zor olduğu performans hedefleriniz veya ilerlemeniz pek mümkün görünmeyen kariyer basamaklarınız vardır.
Geçenlerde üniversite öğrencisi bir danışanım, yönetim kurulunda olduğu kulüp toplantılarında ekip olmaktan uzak tartışmalar yaşandığından bahsetti. Herkes kendi fikrinin yılmaz savunucusuymuş, diğerlerinin fikrine önem vermiyormuş. Çünkü kendi fikri kabul edilirse kendi isminin öne çıkacağını düşünüyormuş.
Ne dersiniz sevgili beyaz yakalılar, sizce de tanıdık bir hikaye değil mi? Okumaya devam et →
Üniversitedeyken, gönüllüsü olduğum sivil toplum kuruluşlarından biri, bir mentorluk projesi gerçekleştirmişti. Ben de bu projeye katılarak hem kariyerlerinde oldukça başarılı hem de sosyal sorumluluk bilinci yüksek 2 ayrı profesyonelin mentisi olma fırsatını yakalamıştım. Yeri geldi, organizasyon ekibinde yer aldığım çocuk şenliğine sponsor bulmama yardımcı oldular, yeri geldi staj için mülakat deneyimi edinmemi sağladılar.
Özetle “kişinin kültürel farklılıklara olan adaptasyon kabiliyeti” olarak tanımlayabileceğimiz CQ (Cultural Quotient) yani kültürel zeka, bence Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan’ın “küresel köy” kavramıyla bağdaştırılmalı. McLuhan’a göre, özellikle elektronik iletişim yaygınlaşmasıyla birlikte dünya ufacık bir köy haline gelecekti. Dünyanın bir ucunda gerçekleşen bir olay, aynı anda diğer uçta yaşayanlar tarafından biliniyorsa, “köy” demeye müsait bir iletişimden söz edebilecektik. Ki McLuhan’ın TV’nin siyah-beyaz döneminde bu teoriyi ortaya attığını unutmayalım. Bugüne geldiğimizde, ellerimizde akıllı telefonlarımızla birlikte, hepimiz birer “köylü”yüz hayli ironik bir biçimde… Okumaya devam et →
İşte, evde, sokakta, toplu taşımada, markette, site yönetim toplantısında her yerde kendimizi dinletmeye çalışıyoruz.
İstiyoruz ki fikirlerimizi tüm dünya duysun, bunun için de önce ufak bir grupla başlayalım!
Bundan tam 11 ay önce şu yazıyı yayınlamış ve en sonunda “entelektüel eylemlerimiz devam edecek!” demiştim.
İkinci eylemimizle karşınızdayız! Hayat Bilgesi 2 çıktı!
Yunus Emre’nin sözüne kulak verip, bildiğini paylaşmaya, hatta sırf paylaşmak için öğrenmeye çabalayanlar içindir bu yazı.
Bazılarınız biliyordur, şu aralar Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri’nde bir kurumsal eğitim akademisi kuruyoruz. Çalışanların gelişimlerine sadece eğitimle değil, koçluğu ve mentörlüğü de içeren, kişiselleştirilmiş eğitim Okumaya devam et →
Sebep sonuç diyagramları, karşılaşılan problemlerin muhtemel sebeplerini derinlemesine düşünme imkanı sağlar. Bu tür teknikler kullanılmadığında çoğunlukla yapılan hata, en belirgin sebebe yoğunlaşılarak diğer olası sebeplerin göz ardı edilmesidir. Bu yüzden “Balık kılçığı” ismiyle bilinen sebep sonuç diyagramını öğrenerek uygulamakta fayda vardır.
Balık kılçığı diyagramı, 1943 yılında Okumaya devam et →
Devir değişti, Çelik değişeli uzun zaman oldu, peki değişim bitti mi, zaman durdu mu? Elbette hayır.
Değişim her gün daha hızlı, devir daim her geçen gün daha yüksek. Hayatın devir daimi, teknolojinin, toplumun, çalışma yöntemlerinin, bakış açılarının, yediğimiz içtiğimiz her şeyin devir daimi gittikçe artıyor. Birey olarak, kurum olarak, toplum olarak, evren olarak biz bu değişimin neresinde duruyoruz? Hiç soruyor musunuz kendinize? Değişimin içinde sürükleniyor, ayak uydurmaya mı çalışıyorum, yoksa değişim benim parmaklarımın ucunda ve onu ben mi yönetiyorum?