selinyetimoglu.com

ACC Profesyonel Kariyer Koçu & Kurucu Mutluluk Danışmanı@FunOfis


Yorum bırakın

Sürekli Stres Altında Hissetmekten Siz de Yoruldunuz mu?

Günlük hayatta, trafik karmaşasından, ağır iş yükünden, zor müşterilerden, sinir bozucu haberlerden ve daha pek çok şeyden dolayı strese maruz kalınır. Stres, kontrol edilmediğinde iş ve özel hayattaki verimliliği düşürebilir, hatta sağlığı olumsuz etkileyebilir.

stres-yonetimi-teknikleri

Stres günlüğü tutmak, doğru ve düzenli yapıldığı takdirde, bu tür olumsuz durumların önlenmesini sağlar. Çünkü stres günlüğü tutulduğunda, Okumaya devam et


1 Yorum

Öfkesini Yönetebilenler, Problem Çözmede ve Amaçlarına Ulaşmada Başarılı Olurlar

ofke-yonetimi-teknikleriÖfke istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen doğal ve insani bir tepkidir.

 

Öfke, doğru yönetilmediği zaman, özellikle iş hayatında, geri dönüşü olmayan adımların atılmasına sebep olabilir. Yöneticilerle veya iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerin bozulmasına Okumaya devam et


2 Yorum

Departmanlar Arası İletişimde İletişimsizlik

iletisim-sorunlariBir seminerinde Doğan Cüceloğlu anlatmıştı; 1970’te iletişim sözcüğü Türkçe’de yokmuş, 1972’de kullanılmaya başlanmış, o zamana kadar bu tanımı hangi sözcükle ifade edeceklerini bilemiyorlarmış.

İlk yıllarda bugünkü gibi mi kullanılıyordu bilinmez, ancak 42 yıllık geçmişi boyunca Okumaya devam et


Yorum bırakın

Sadece Teşekkür Ederek Kahraman Olabilirsiniz

Geçtiğimiz hafta bir arkadaşım iş yerinde yaşadığı sorunlardan bahsediyordu. Bir mağazada çalışıyor ve çalıştığı saat başına ücret alıyor. Normalde yarı zamanlı çalışmasına rağmen, dükkan sahibinin ihtiyacı olduğu için 10 gün boyunca tam zamanlı çalıştı ve bir yandan da derslerine devam ettiği için oldukça yorucu bir süreç oldu.

 

Bunların üzerine, işler çok iyi gitmediği için o çalıştığı süre için alması gereken ücretin sadece yarısını alabildi, diğer yarısını daha sonra vermek üzere anlaştılar. Arkadaşımın söylediği tek şeyse şuydu: “Bir teşekkür etseydi bari”. Yorgunluk, para, dersleri… Bunların yarattığı olumsuz durumu ortadan kaldırabilecek olan çok basitti aslında.  Dükkan sahibini de tanıdığım için aralarındaki ilişkinin çok sıcak olduğunu ve bir aile ortamı içinde çalıştıklarını gözlemleyebiliyorum. Buna rağmen, o anda dükkan sahibi de muhtemelen aklındaki başka düşüncelere odaklandığı için teşekkür etmeyi unuttu. Neticede o çalışanı olmasa 10 gün boyunca oldukça zor durumda kalacaktı ve bunun bilincinde bir patron olarak çalışanına da içtenlikle müteşekkir. Ancak sorun fazla “içten” olması, bu minneti dışarıya yansıtmaması.

 

Bazen birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarımızdan, yöneticilerimizden tek beklentimiz yaptığımız çalışmaları beğenmeleri ve bunu göstermeleridir. Başkasına da değil, sadece kendimize. Hani, “yaptığım işi beğendiğini herkesin içinde haykırsın” demeyiz genelde, sadece masamızın yanından geçerken 2 saniye durup omzumuza dokunsun ve gülümseyerek “sağol” desin.

 

Yöneticiler insan yönetme sanatını öğrenebilmek için onlarca eğitim alıp kitaplar okuyorlar. Evet onların da pek çok faydasını gördüklerine eminim. Ancak daha küçük bir çocukken misafirliğe gitmişken ikram edilen şekeri aldığımızda annelerimizin “yavrum teşekkür etsene teyzeye” sözü bütün o kitaplardan daha öğreticiydi aslında.

 

 

Terfi, maaş artışı gibi motivasyon artırıcı araçları kullanma imkanı olmayan şirketlerde çalışanların canla başla, kendi babalarının şirketindeymişçesine özenle çalışmalarının tek sebebi vardır: Samimiyet. Çalışanlar o şirketteki yöneticilerin samimiyetine inanmışlardır ve başarılı oldukları zaman içten bir şekilde gelip teşekkür edileceğini biliyorlardır.

 

Teşekkür etmek zor değildir, sizi küçültmez, otoritenizi sarsmaz, aksine moral yükseltir, motivasyon artırır ve iletişimi güçlendirir. Üstelik şirket bütçesi veya herhangi bir fiziksel yorgunluk gerektirmez.

 

Neden şimdi en yakınınızda duran kişiye yaptıkları için, yanınızda olduğu için, hatta sadece hayatınıza girdiği için teşekkür ederek başlamıyorsunuz?


2 Yorum

Ben Yaptım!: İletişimde Örgü Metodu

Bundan yaklaşık 1 sene önce çalışmayı çok istediğim Alman bir firmanın mülakatına davet edilmiştim. Mülakat panel usulüydü (yani karşımda birden fazla görüşmeci vardı ve soru bombardımanına tutuluyordum) ve haliyle aday olarak bir hayli gergindim. Firmanın İK Direktörü olan hanımefendi bildiğim iletişim yöntemleriyle ilgili bir soru sordu, ben de cevap olarak sıraladım birkaç tanesini isimleriyle: “Şu yöntemi, bu yöntemi var, bir de örgü metodu var tabii”. O anki stresle ve ardı ardına gelen sorularla dolu 1 saatlik mülakatın son sorularından olması sebebiyle yorgunlukla düşünmeden cevaplamıştım. Örgü Metodu ismini o anda resmen ben uydurmuştum ve hemen ardından korktuğum başıma geldi, soruyu soran görüşmeci “Diğerlerini duymuştum ancak Örgü Metodu’nu bilmiyorum, biraz açar mısınız?” diye sordu. Daha fazla uyduracak enerjim kalmadığından olacak, “O da bir önceki metoda benziyor” gibi bir cevapla geçiştirdim ve mülakattan çıktığımda karar verdim; o uydurduğum ismin içeriğini ben oluşturacaktım, ki sonrasında oluşturdum da. Bu kısma biraz sonra geleceğim. Öncesinde Temsil Sistemleri’nden kısaca bahsetmeliyim sanırım.

Okumaya devam et