Gelin başlıktaki soruya, beyin ve sinir cerrahisi konularında dünyanın önde gelen profesörlerinden biri olan Talat Kırış nasıl cevap veriyor, seyredelim:
Gelin başlıktaki soruya, beyin ve sinir cerrahisi konularında dünyanın önde gelen profesörlerinden biri olan Talat Kırış nasıl cevap veriyor, seyredelim:
4. Koçluk Konferansı ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) tarafından 14-15 Nisan’da Wyndham Grand Otel’de gerçekleştirildi.
Konferansta en beğendiğim sunum, “Koçluk Dünyasında Beklentilerin Derinlemesine Analizi” konusu ile Estima Araştırma CEO’su Hasan Tanla oldu.
Oldukça çarpıcı verilerin yer aldığı araştırmaya göre, Türkiye’de koçların % 80’ini kadınlar oluşturuyor.
Güneşli bir Nisan sabahı, 30 İK Blogger’ı olarak doğduğum şehir Bursa’ya gitmek üzere yollara döküldük. Elbette gitme sebebimizle benim doğumumun bir alakası yoktu. 🙂 Turkticaret.net İnsan Kaynakları Yöneticisi Seyhan Koçak’ın nazik daveti üzerine, hep fotoğraflarını görüp merak ettiğimiz o çılgın ofisi gezmek ve yaratıcılarını dinlemekti niyetimiz.
İŞ’te KORO tarafından 1.si düzenlenen Türkiye’nin ilk şirket çalışan eğlence zirvesi konsepti olan Sendromsuz Pazartesi Zirvesi, 6 Nisan Pazartesi günü Suada Club’da gerçekleştirildi.
Şirketlerde eğlence kültürü ve mutluluk kavramı üzerine söyleşinin ardından Aşkım Kapışmak sahneye çıktı. Sağ ve sol beyinler üzerinden kadın-erkek ilişkilerini anlattı.
Yunus Emre’nin sözüne kulak verip, bildiğini paylaşmaya, hatta sırf paylaşmak için öğrenmeye çabalayanlar içindir bu yazı.
Bazılarınız biliyordur, şu aralar Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri’nde bir kurumsal eğitim akademisi kuruyoruz. Çalışanların gelişimlerine sadece eğitimle değil, koçluğu ve mentörlüğü de içeren, kişiselleştirilmiş eğitim Okumaya devam et →
Cengiz Çatalkaya’nın önerisi ve üstat Ahmet Eryılmaz’ın liderliğinde 1 Mart’ta hayata geçen “Sosyal medya’da en etkili 25 İK’cıyı seçme projesi” dün akşam saat 21:30’da sona erdi ve 3 blogda aynı anda duyuruldu.
Proje ekibi, bir kısmının birbirini sadece sosyal medya üzerinden tanıdığı bir kısmınınsa belki de ismini bile ilk kez duyduğu 8 gönüllüden oluşuyordu.
Ekipten Mehmet Eronat, değerlendirme sürecini şöyle anlatıyor: “Adaylarımızın blog yazıları ve twitter hesapları tek tek incelendi. Onlarca blog yazısı ve adaylar tarafından atılan yüzlerce tweet, 8 kişilik değerlendirme ekibi tarafından tek tek okundu ve belirlenmiş alt parametrelere göre likert ölçeği kullanılarak puanlar verildi. Ayrıca adaylarımızın blog sayfaları, web siteleri vb. sosyal medya etkileşim alanları followerwork analizi ve klout skoruna göre değerlendirildi ve tüm analiz sonuçları konsolide edilerek 25 kişilik isim listesine ulaşıldı. Sonuçlara ulaştığımız zaman yaptığımız çapraz kontroller, değerlendirme sonuçları, aday skorlarının birbirleri ile olan yakınlığı ve tutarlılığı, parametre seçiminden sonuçlara ulaşıncaya kadar attığımız her adımın ne kadar doğru olduğunu bizlere göstermiş oldu.”
Sebep sonuç diyagramları, karşılaşılan problemlerin muhtemel sebeplerini derinlemesine düşünme imkanı sağlar. Bu tür teknikler kullanılmadığında çoğunlukla yapılan hata, en belirgin sebebe yoğunlaşılarak diğer olası sebeplerin göz ardı edilmesidir. Bu yüzden “Balık kılçığı” ismiyle bilinen sebep sonuç diyagramını öğrenerek uygulamakta fayda vardır.
Balık kılçığı diyagramı, 1943 yılında Okumaya devam et →
Bir TED videosu ile aydınlanma yaşadım. Konu toplantı verimsizliği. Konuşmacı diyor ki, iş arkadaşımız bizden izin istemeden sandalyemizi alsa, gider “sandalyemi geri versene arkadaş!” deriz. Ama her gün birçok kez vaktimiz bizden izinsiz alınıyor, üstelik iznini alışkanlıkla veriyoruz. Nasıl mı? Bir toplantı daveti geldiğinde çoğunlukla sadece tarih ve saate bakıyoruz, eğer o gün için başka programımız yoksa direkt kabul ediyoruz. David Grady bu duruma Düşünmeksizin Kabul Sendromu (DKS) diyor.
Peki çoğumuzun yakalandığı bu salgın hastalık misali sendromdan toplumca ve hatta tüm bizınıs toplumları olarak nasıl kurtulacağız? Elbette WC’ler için de geçerli olan “bulduğun gibi bırak” yöntemiyle, veya “herkes kapısının önünü süpürse ortalık tertemiz olur” da Okumaya devam et →
Eleman.net tarafından gerçekleştirilen “2015 Mesai Saatleri Araştırması”, Türkiye’de fazla mesainin ücretlendirilmesine ilişkin olumsuz bir tablo sunarken, “Ne kadar performans, o kadar zam” konusunu bir kez daha gündeme taşıyor. 12 bini aşan çalışan ve yaklaşık 6 bin işveren temsilcisi aracılığıyla gerçekleştirilen araştırma çalışmasına göre, çalışanların yüzde 65’i mesaiye kalsa da ek ücret alamıyor. Çalışanların yaklaşık yüzde 35’i ortalama çalışma süresi olan 8- 10 saat arası çalışırken, 10 saatin üzerinde çalışanların oranı yüzde 45’i aşıyor.
Devir değişti, Çelik değişeli uzun zaman oldu, peki değişim bitti mi, zaman durdu mu? Elbette hayır.
Değişim her gün daha hızlı, devir daim her geçen gün daha yüksek. Hayatın devir daimi, teknolojinin, toplumun, çalışma yöntemlerinin, bakış açılarının, yediğimiz içtiğimiz her şeyin devir daimi gittikçe artıyor. Birey olarak, kurum olarak, toplum olarak, evren olarak biz bu değişimin neresinde duruyoruz? Hiç soruyor musunuz kendinize? Değişimin içinde sürükleniyor, ayak uydurmaya mı çalışıyorum, yoksa değişim benim parmaklarımın ucunda ve onu ben mi yönetiyorum?